Gökçeada : organik huzur

image1-3
Bademli Köyü / Gökçeada

Çoğu kişiye göre “hiçbir şey”in olmadığı ama arkadaşım Melike’nin öve öve bitiremediği ve emeklilik planları yaptığı ada…Gitmeye niyetlendiğimde bile birçok olumsuz tepkiyle karşılaştığım bu ada için benim beklentim büyüktü. Velhasıl doğum günümün hemen ertesine rezervasyon yaptırıp yola koyulduk. Çok fazla değil, iki üç gün kalacaktık; nitekim öyle de oldu. Üstelik bir ada ne kadar kötü olabilirdi ki?

Aslında bu yazımda ilk defa ansiklopedik bilgi vermek istemiyorum nedense. Galiba adanın ruhuna ters bir durum. Ben, bu kez biraz günlük biraz da masal tadında, yaşadığım bulutsu huzuru anlatmak istiyorum. Belki yazımın sonunda yine dayanamayıp maddeleri de sıralarım gideceklere rehber olsun diye…Kim bilir!

Hikaye başlıyor…

image6
Gökçeada

Saros’tan yola çıkıyoruz. Sting’in “Fields of gold”u eşliğinde günbatımında yol alıyoruz. ‘Bizim buraların da coğrafyası bir başka’ diye geçiriyorum içimden.İlerliyoruz. Gelibolu Yarımadası bana her zamanki gibi Beyaz Hala’yı anımsatıyor. Tuhaf bir hüzün…Minik bir tebessüm ve inanılmaz bir rüzgarla dağılıveriyor. Nihayet Kabatepe’ye varıyoruz. Buradan feribotla yalnızca Gökçeada’ya geçiş var. Sıramızı bekliyoruz. Feribotta fotoğraf makinemi test edeyim derken şarjının olmadığını fark edip mutsuzluğun dibine vuruyorum. El mahkum, telefonla ölümsüzleştireceğiz anları.

Sonunda adaya akşamüzeri ayak basıp otele yerleşiyoruz. Vakit geç olduğu için en fazla keyifli bir akşam yemeği yeriz diye düşünüyoruz. Otelimizin restaurantı ve manzarası rüya gibi. Huzur kokuyor Bademli Köyü. Fonda Rum ezgileri var. Poseidon bizi yalnız bırakmıyor; inanılmaz bir esinti. Ay ışığında deniz süzülüyor ve biz tepeden izliyoruz. Zeytin ağacının yaprakları başımızı okşuyor…Rakısız olmaz deyip yemeğe koyuluyoruz. Rum köftesi, karışık ızgara, mezeler ve Rum salatası derken koyu bir sohbet eşliğinde geceyi huşu içerisinde geçirip mest olmuş halde tamamlıyoruz.

image5
İmbros Organik Otel / Bademli Köyü – Gökçeada

Ertesi sabah erkenden uyanıyoruz horoz sesleriyle. Bol otlu ve müthiş manzaralı bir köy kahvaltısı ediyoruz. Dinginlik diz boyu. Doyamayıp huzura kahve keyfini de uzatıyoruz tepeden adayı izleyerek. Geçirdiğim en keyif dolu sabahlardan biri olarak tarihe geçiyor. Ve sonra…

Yola koyulma vakti!

İstikamet adanın merkezi. Mevcut olan iki fotoğrafçıda da şansımızı deniyoruz fotoğraf makinemi şarj etmek için ama nafile! Nikoncu çıkıyor ikisi de. Kadere boyun eğerek Zeytinli Köyü’ne devam ediyoruz. Burası, adanın en turistik iki köyünden biri. Turist kafilesine de denk gelince Bademli’deki sükuneti arıyoruz benliğimiz. Biraz köyü dolaştıktan sonra meşhur Barba Hristo tatlılarını denemeye gidiyoruz. Birimiz krem karamel birimiz de sakızlı muhallebi yiyip canlanıyoruz. Günün kahvesini içmek için de Madam’ın Dibek Kahvesi’ne oturuyoruz. Kahvenin yanında da bir Rum geleneği olan antepfıstığı reçeli ikram ediliyor. Biraz daha köyde oyalanıp son olarak tarihi ilkokul binasını da gördükten sonra Tepeköy’ün yolunu tutuyoruz. Buradaki Pınarbaşı mesire yerinde piknik yapmamız tavsiye ediliyor ancak vaktimiz yok; bir dahaki sefere… Köy sokaklarını arşınlayıp Barba Yorgo’nun adanın tek lisesiyle karşılıklı olarak konuşlanmış tavernasını gördükten sonra bir sonraki köy için yolumuza devam ediyoruz. Sıcağın da etkisiyle yorgun düşünce Dereköy’ün meydanındaki çınar ağacının altında köy kahvesinde çayımızı yudumlayıp karnımızı doyuruyor; buz gibi ev yapımı limonatayla serinliyoruz. Ardından çok merak ettiğimiz bu ‘hayalet’ diye adlandırılan köyü geziyoruz. Hüzün kaplı bu köy…Zaman içerisinde çökmüş evleri, ara sokaklarından kedi köpek yerine çıkıveren İmroz keçileri, yaşayan birkaç hanenin sormadan yol gösteren çocukları…Sessizlik içinde ayrılıyoruz.

image7
Zeytinli Köyü / Gökçeada

Denize girelim niyetiyle Laz Koyu’na doğru devam ediyoruz. Yollar inanılmaz keyifli, mis gibi kokuyor. Her yerde keçiler tamamlıyor manzarayı. Muhteşem bir doğa. Kalabalık olduğu ve denize de doyduğumuz için koya girmeden geri dönüyoruz. Yeni hedefimiz Aydıncık-Eşelek mevkiindeki tuz gölü. İlk kez tuz gölü göreceğim için tuhaf bir beklenti ve heyecan içindeyim. Kurumuş göl uçsuz bucaksız bir çöl gibi adeta.Biraz etrafı gözlemleyip kokulara maruz kaldıktan sonra dönüş yoluna geçiyoruz. Burada aynı zamanda kite-surfing de yapılıyor ve bir sörf okulu mevcut. Okulun hemen ilerisinde de Aydıncık Plajı ile çeşitli kamp alanları yer alıyor. Değişik, güzel insanlar var bu bölgede.

image9
Gökçeada Tuz Gölü

Otele varıp duş aldıktan sonra pek merak ettiğimiz Kaleköy’e gidiyoruz. Adanın diğer bir turistik köyü burası. Poseidon’da günbatımı ile randevumuz var malum. Restauranta çıkan yolda bahçesini fotoğrafladığım evin sahibi olan teyze bir anda karşıma dikilip üzüm ikram ediyor bana. “Şimdi kopardım kızım dalından, yıkadım da” diyor. Rüyada gibiyim. Her şey mi güzel olur?

Oluyor işte!

“La vie est belle” diyor Poseidon!a varan basamaklarda; gerçekten de burada böyle diyorum içimden.Hayatımın abartısız en uzun, en etkileyici, en sustukça konuşan ve en bitmeyen akşam yemeğini yiyorum. Evet, burada gerçekten güneş en son batıyor Poseidon’la dans ederek. Mutluluğum tarifsiz. Öyle yetmiyor ki bu güzellik, otelimize dönüp birer bira da Kaleköy’ü karşıdan izleyerek içiyoruz. Ömrümüze ömür katarak…

image8
İmroz Poseidon Restaurant / Kaleköy-Gökçeada

Ertesi sabah kendi köyümüzü yani Bademli’yi keşfe çıkıyoruz. Anıt çınar ağacının gölgesinde büyülenip oturuyoruz. Bolca hayal biraz da hüzün… Hemen ağacın yanıbaşındaki eski çamaşırhanenin çeşmesinden su içiyoruz. Bu bile büyük mutluluk bizim için. Köyün güzel kafesi StenAda’da Andrula’nın elinden frappelerimizi içiyoruz. Tatlı sohbeti, hüzünlü bakan gözleriyle bizi tamamlıyor. Anı defterini bırakıyor bize hissettiklerimizi yazalım diye. Zevkle dolduruyoruz sayfayı. Gökhan’ın Bal Çiftliği, Sevgi Atölyesi, Son Vapur Konukevi derken tüm Bademli Köyü’nü tavaf edip otelimize varıyoruz. Ne yazık ki bizim için Bademli’den ayrılma vakti. Fatma Hanım’ın güzel sohbetinden sonra yeniden gelmek için söz verip yola koyuluyoruz.

image2
StenAda Cafe / Bademli Köyü – Gökçeada

Türk kahvemizi içmek için Kaleköy’de Mustafa’nın Kayfesi’ne oturuyoruz. Zeytin çiçeği kolonyamı sürüp sürüp adayla ilgili notlar alıyorum kendime. Ardından buradaki İmroza Sabun Atölyesi’ne varıyoruz. Yaratıcısı Aziz Bey burayı, şehirden kaçıp kendine bir yaşam atölyesi olarak kurmuş aslında. Kendisi orada değil ancak yardımcısı olan hanım anlatıyor hikayesini.  Kendi buğdayını yetiştirerek kendi ekmeğini pişiren Aziz Bey, bu yıl ilk kez et kurutmuş. Kışa doğru da rakı yapmayı deneyeceğinin haberini veriyor bize. Biz şehirli zavallılar ise sabunlarımızı alıp uzaklaşıyoruz İmroza’dan.

 

Kime gitsek şehirden kaçıp doğal bir hayat kurmuş kendine. Sahi, nedir bu şehirden kaçma isteği? Nasıl oldu da büyük şehirler için ölüp biterken yukarıdan bakıp burun kıvırdığımız köyleri özler olduk? Bu denli mi yordu hayat bizi yoksa yaş aldıkça aslolan gerçekleri canımız biraz acıyarak farkına mı varmaya başladık bilmiyorum ama yanlış olan çok şey var yaşadığımız, dayatıldığımız bu hayatta. Sistemi eleştirerek bir yerlere varmak gibi ütopik hayallerim yok ama umut etmek, plan yapmak ve ‘gerçekten’ istemek güçlü kılıyor beni, bizi… Hedeflerim, hayallerim aslında öze dönüş; insan olmak… Ancak gerektiği gibi ve en doğal haliyle. Bir gün ‘o insan’ olacağıma inanarak gün sayıyorum şu aralar, şu zamanlar…

image1
Bademli Köyü / Gökçeada

Yine gerçeklere dönüyoruz. Kaleköy’den ayrılıp ada merkezine varıyoruz. Biraz alışveriş yapacağız malum. Öncelikle yine şehirden kaçıp adada soluğu alan hediyelik eşya dükkanı Kokina’nın sahibi Önder Bey ile sohbet ediyoruz; yüreklendiriyor bizi. Bir iki ada magneti alıp çıkıyoruz. Sıradaki dükkanımız Ada Rüzgarı. Çeşitli organik ürünler, adaya özgü tatlar alıp dönüş yoluna koyuluyoruz mecburen, mecburiyetten… Son olarak adaya özgü badem kurabiyeleriyle ağzımızı tatlandırıyoruz Efi Badem’de. Neyse ki Eceabat’a uğrayıp Suvla Şarapları’nın bağları ve mahzenlerine uğrayacağız diye bir nebze de olsa kırılıyor hüznüm. Artık seyahatlerim böyle bitmemeli, uzun soluklu olmalı, kalıcı olmalı, daha fazla istemeliyim diye düşünerek ayrılıyorum adadan; ruhum huzur dolu, bedenim organik…

image10
Anıt çınar ağacı / Bademli Köyü – Gökçeada

KISA KISA GÖKÇEADA

*Adaya feribotla geçiş Kabatepe Feribot İskelesi’nden ve tek yön araç ücreti 35 TL

*Feribot yolculuğu bir buçuk saat sürüyor

*Adaya varılan ilk nokta bir yerleşim yeri değil; Kuzulimanı adlı bir bölge ve merkeze uzaklığı 7 km

*Adanın merkezinde hastane, postane, marketler, benzinci ve çeşitli dükkanlar yer alıyor

*Bademli Köyü, eski adıyla Glyki adanın bence en muhteşem ve en aşık olunası köyü

*Bademli Köyü’ndeki İmbros Organik Otel‘i şiddetle tavsiye eder, bir akşam Glyki adlı restaurantında yemek yemenizi dilerim. Odanızı mümkünse üst kattan isteyiniz ancak unutmadan, yalnızca yaz sezonu açık olduğu için kışın konaklamanız mümkün değil. Buradan Fatma Hanım’a sevgiler:)

*Yine bizim köy Bademli’deki StenAda Cafe’de mutlaka türü ne olursa olsun bir kahve için ya da bir akşamüzeri birası yudumlayın manzaraya karşı (Bu kafe eskiden şu anki işletmecisi Andrula Hanım’ın babasının bakkal dükkanıymış ve kendisi eskiyi yaşatmak adına burayı kafeye dönüştürmüş; hikayelerini dinlemenizi öneririm)

*Bademli’deki anıt çınar ağacının gölgesinde kitap okuyun

*Sevgi Atölyesi’ne uğrayın, fotoğraf çekin

*Vakit bulursanız Son Vapur Restaurant’ta bir akşam yemeği yiyin veya kahve için

*Kaleköy’deki Mustafa’nın Kayfesi’nde Türk kahvesi için ya da meşhur kahvaltısını etmek için gidin

*İmroza Sabun Atölyesi‘ne uğrayıp denk gelirseniz Aziz Bey’le tanışın ama en kötü ihtimalle keçi sütlü sabun alıp kullanın

*Kaleköy’deki Poseidon Restaurant’ta, yanındaki kayalıklarda ne yer ne içersiniz bilmem ama MUHAKKAK oturun günbatımında

*Merkezde yemek yemek niyetindeyseniz biz gitmedik ama Avlu İmroz Meyhane pek tavsiye ediliyor

*Yine merkezde güzel mantıcılar var, tavsiye edilir

*Balbadem diye şirin bir kafe var ada merkezinde ara bir sokakta, karadur şurubu için buz gibi

*Merkezdeki hediyelik eşya dikkanı Kokina’dan magnet alın

*Ada Rüzgarı‘ndan zeytin çiçeği kolonyası, peynir, damla sakızı reçeli, damla sakızı lokumu, süt reçeli ve kekik alın

*Adada şarap işi çok iyi yapılmadığı için pek tavsiye edilmiyor, ancak ille de şarap derseniz Barba Yorgo’nun şaraplarından alın

*Efi Badem‘den badem kurabiyesi alın; enfes

*Zeytinli Köyü’nde Barba Hristo’da krem karamel ve sakızlı muhallebi yiyin

*Madam’ın Dibek Kahvesi’nde kahvenizi içerken antep fıstığı reçelinin tadına bakın (Annesinin vefatından sonra dükkanı devralan oğlu Kosta Bey yazları Yunanistan’dan gelip kahveyi işletiyormuş)

*Zeytinli Köyü’ndeki ilkokulun son eğitim-öğretim yılında yalnızca dört öğrencisi varmış

*Yine Zeytinli’de Rumların cicirya tatlısı pek meşhur ancak denemedik

*Tepeköy’de kaydadeğer pek bir şey göremedik, yalnızca Barba Yorgo’nun tavernası ve şarapları için gidilebilir ve adanın tek lisesi de bu köyde yer alıyor

*Dereköy’ün meydanındaki kahvede mutlaka oturmalı ve köy, çamaşırhaneye varana kadar sağlı sollu gezilmeli

*Laz Koyu ve Yıldız Koyu denize girmek için tavsiye edilen yerler

*Tepeköy mevkiinde Pınarbaşı mesire yerinde piknik yapılabilirmiş ancak biz yapmadık

*Marmaros Şelalesi’ne trekking yapılabilirmiş ve adanın en güzel yeriymiş ama bir dahaki sefere bıraktık

*Uğurlu Mevkii’ndeki İnceburun, Türkiye sınırlarının en batı noktası; görülebilir

*Aydıncık Plajı’nda sörf deneyimi yaşayabilirsiniz

*Gökçeada Tuz Gölü görülmeli

*Ben hiç sevmem ama tuz gölünün olduğu yerde çamur banyosu yapabilirsiniz

*Gökçeada kamp yapmak için ideal bir ada, bence denenebilir

image4
Dereköy / Gökçeada

SON OLARAK

*Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası ve en batı noktası

*Su kaynakları bakımından çok zengin bir ada

*Tam bir organik tarım cenneti; gerçekten!

*Aynı zamanda ‘cittaslow’ ünvanını taşıyan bir ada

*Adaya özgü İmroz keçisi endemik bir tür ve o kadar çoklar ki bazen arabayla durup yol vermek zorunda kalabiliyorsunuz

*Zeytinyağı, adanın nimetlerinden

image3
İmroz Poseidon Restaurant / Kaleköy – Gökçeada

 

Gökçeada’nın kalbimdeki yeri huzura kaçış noktası.  

 

NOT 1 : Piksel piksel olan fotoğraflarım için özür dilerim çünkü telefonumun kamerası berbattı o zamanlar.

NOT 2 : Yeni fotoğraflar yakın zamanda eklenecek.  

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s