İŞLENECEĞİNİ HERKESİN BİLDİĞİ BİR CİNAYETİN ÖYKÜSÜ : KIRMIZI PAZARTESİ

Bu hafta Güney Amerika Edebiyatından devam ediyorum okurluk hayatıma. Benzerlikler ve farklılıklar bir yana dursun oldukça sıradanmış gibi görünen konulara getirilen olağanüstü yorumlarla birlikte kendi yaşamımı sorgulama şansı buluyorum.

kirmizi-pazartesi (1)

ÖNYARGININ HÜKMÜ

     “Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.” satırıyla Gabriel García Márquez’in bu Nobel Ödüllü güzel romanını yüzeysel olarak da olsa anlatmamız mümkün. Zaten romanın orijinal adı ‘Cronica de una muerte anunciada’ yani öncesinde işleneceği duyurulmuş bir cinayetin öyküsü. Romanda, gerçekten de işleneceğini önceden hikayenin geçtiği kasabadaki herkesin bildiği ancak gerçekleşmemesi için hiçbir müdahalede bulunmadığı bir cinayetin öyküsünden ziyade ‘işlenişi’ anlatılıyor.

Romanın başkahramanı olan 21 yaşındaki genç, Arap asıllı Santiago Nasar, roman bittiğinde dahi işlemiş olup olmadığından emin olamadığımız bir namus suçu yüzünden vahşice herkesin gözü önünde katlediliyor. Daha romana başlarken Nasar’ın öldürüleceği açıkça ifade edildiği için sıradan cinayet romanlarından ayrılan bir romanla karşı karşıya kalıyoruz. Nitekim sıradan cinayet romanlarında ne katil önceden bellidir ne de cinayete kurban giden kişi. Genellikle ipuçları okurla sayfalarca buluşur ve sonunda tüm sırlar çözülerek hikaye sonuca bağlanır. Ancak bu romanda daha önce de belirttiğim gibi hem kurban hem de cinayetin sebebi, herkes tarafından bilindiği daha romanın başında belirtiliyor. Çünkü yazarın asıl amacı romanın bütününde cinayete tanık olan ve bunun yaşanmasına izin veren farklı insan tiplerinin tepkilerini öne çıkararak toplumun namus cinayetlerine olan yargısını anlatmak. Dolayısıyla romanı okudukça insanlık ve özgürlük kavramlarını aynı ölçüde sorgularken geçmişten günümüze değin gelmiş olan kalıplaşmış toplumsal baskıların nelere yol açabileceğini ve tüm bunlar olurken hiçbir şey yapmayarak her birimizin aslında bu suça ortak olduğuna dikkat çekmek istiyor ve bunu öylesine yalın ama bir o kadar da farklı karakterler üzerinden yapıyor ki, siz okuyucu olarak yine objektif olarak bakıyorsunuz olaya. Eleştiriyorsunuz, yargılıyorsunuz, sinirleniyorsunuz ancak bir an olsun o toplumun bir parçası olarak görmüyorsunuz kendinizi.

TOPLUMSAL BASKININ GÜCÜ VE SONUÇLARI

Kitabın en fazla dikkat çeken özelliği çok fazla karakter barındırması ve inanılmaz derecede yoğun betimlemeler içermesi. Böylelikle bahsi geçen cinayetin işlenişinin öyküsü çok çeşitli karakterler üzerinden tüm topluma ayna tutmuş ve geçmişten süregelen sabit fikirlerin, töre anlayışının bir irdelemesi yapılmıştır.

**

     “Kasaba halkının çok büyük bir çoğunluğu için ortada tek bir kurban vardı, o da Bayardo San Román’dı. Trajedinin öteki kahramanlarının hayatın kendilerine uygun rolleri ağırbaşlılıkla, biraz da soylulukla oynadıkları kanısındaydılar. Santiago Nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, Vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı. Her şeyini kaybeden tek kişi Bayardo San Román olmuştu.”

**

Evet, toplumun önyargılarının vahşice vücut bulduğu bu romanda asıl kurban benim okuyucu olarak masum olduğunu düşündüğüm kasabanın genç ve yakışıklı ancak bir o kadar da kibirli delikanlısı Santiago Nasar’dır. Çok fazla insanlarla muhatap olmayan, babalarının anlaşmasıyla nişanlısı ile evlenmeyi bekleyen bir bireydir. Cinayete yine dolaylı da olsa sebep olan Bayardo San Román ise Ángela Vicario adlı genç ve güzel kızın yeni evlendiği ancak kızın bekaretini evlenmeden çok daha önce kaybetmiş olduğunu öğrenince onu elleriyle ailesinin evine geri götüren kasabaya yeni gelmiş, düzgün giyimli ve varlıklı gençtir. Belki de hikayede cinayeti önceden bilmediği halde cinayete dolaylı olarak da olsa sebep olmuş tek kişidir kendisi. Ne de olsa böyle bir durumda asıl tepki vermesi gereken tek kişi kendisidir…

Ángela Vicario ise Santiago Nasar’la yaşadığı kasabayı paylaşmaktan başka hiçbir ilişkisi olmayan, buna rağmen ailesinin bekaretini kaybetmesine sebep olan kişiyi sorgulamalarında amaçsızca ve düşünmeden onun adını veren genç kızdır. Belki kendisinin gerçekten kocasına aşık olması belki de Santiago Nasar’ın ne olursa olsun şüphe götürmeyecek bir kişiliğe sahip olması Ángela’yı böyle bir hata yapmaya sürüklemiş ve ikiz ağabeyleri Pedro ile Pablo’nun hiç istemedikleri ama toplum baskısı nedeniyle yapmaya mecbur kaldıkları bir namus cinayetiyle ve Santiago Nasar’ın ölümüyle sonuçlanmıştır.

BİZ MİYİZ GERÇEKTE KENDİMİZİ YÖNETEN YOKSA YAŞADIĞIMIZ TOPLUM MU BİZİM YAŞAMIMIZI ŞEKİLLENDİREN?

Romanı varsaymaksızın bile bu sorunun cevabı oldukça açık : Özellikle gelişmekte olan ülkeler ve kendi beynini kullanmayı değil de toplumun zaman içinde maruz kaldığı birçok baskıyı, yaptırımı sorgulamadan ve düşünmeden kabullenerek adımlarını ona göre atan insanların oluşturduğu cahil toplumlar tarihi tekerrür ettirmeye mahkumdurlar. Yıllar boyu yapılan yanlışları irdelemeden, ölçüp tartmadan yineleyen; sonuçları ne olursa olsun katlanan ve boyun eğen insanlar…Kendilerine yazık eden, kendilerinden sonra gelecek kuşaklara daha da geriye giden bir toplum bırakarak onlara daha da yazık eden insanlar… Bu mentalite toplumlarda hüküm sürdüğü müddetçe hiçbir koşulda ileriye adım atmak mümkün olmayacaktır. Bu romanda töre veya namus cinayeti olarak karşımıza çıkan sorgulamadan boyun eğme durumu başka bir hikayede bambaşka bir olay olarak hayat bulacaktır. Tüm bunların ana nedeni eğitimsizlik ve bunun doğurduğu önyargılardır aslında. Bu sebeptendir ki yazarın da anlatmaya çalıştığı müdahale etmeyerek ve seyirci kalarak cinayete ortak olunduğu, toplumun acı bir gerçeğini gözler önüne sermekte ve bize bir insanlık dersi vermektedir. Belki Santiago Nasar bile öleceğini önceden bilse toplum baskısı yüzünden hiçbir şey yapmayacak ve teslim olacaktı, kim bilir…

**

“İçinde yaşadığı dünyanın erdem taslama merakını çok iyi biliyordu, …”

**

MÁRQUEZ KENDİ NOBEL’İNİ BU ROMANA GÖNDERİYOR

Hepimizin bildiği gibi yazılan her roman yazarı için büyük önem taşır ve kendileri için yazdıkları son roman hep en güzeli olmuştur. Kolombiyalı ünlü yazar Márquez de 1981 yılında yayınlanan bu yedinci romanı ‘Kırmızı Pazartesi’ için bu genellemeyi onaylar nitelikte bir yorumda bulunmuştur :

“Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi öz yaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnuttum. Bundan önce de en iyi romanım ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ değil de ‘Albaya MektupYok’ adlı eserim idi. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın ‘Kırmızı Pazartesi’ olduğunu sanıyorum.” 

Çocukluğunda etkilendiği olayları araştırıp tüm bunları sanatsal bir dille hem edebiyat dünyasına hem de dünya okurlarına kazandıran Gabriel García Márquez, gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı bu romanında kendi bakış açısından yeterli ölçüde sıyrılarak objektif olarak yaşanılan durumu yansıtmış ve seçtiği tasvirlerle toplumun portresini günümüzde kendi ülkemizde de sıkça rastladığımız bir olay üzerinden usta bir biçimde çizmiştir. Edebiyat yaşamında büyülü gerçekçilik tekniğini yoğun bir biçimde kullanmasına karşın bu romanda bunu oldukça kararında görmekteyiz. Ancak, özellikle karakter çeşitliliğiyle Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüş bu romanı kendi bakış açımızı, insanlığımızı ve iç dünyamızı sorgulamamız için ve de sıradanmış gibi gözüken bu toplumca yadsınmaması gereken cinayet olayının nasıl harika bir dille anlatılacağına tanık olmak amacıyla okunmasını herkese tavsiye ederim; özellikle de bizim gibi gelişmeye çalışan toplumlara.

10155919_10152332717217230_4299002143440493530_n

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s