Gezginler buluşması : Seyyah ’15

Uzun bir süredir sosyal medyada reklamlarını gördüğüm, İz Tv’deki Yolda programının sunucuları Yiğit ve Eren’in etkinliğin ev sahipliğini yapacaklarını öğrendiğim gezginler buluşması Seyyah‘ı merakla bekliyordum. Normalde söyleşilere katılmaya bayılmam ancak söz konusu seyahat ve dünyayı gezmek olunca tüm üşengeçliğimi bir kenara bırakıp (hiç aklıma gelmeyecek bir şekilde) kar tatilinin de olmasıyla cuma ve cumartesi olmak üzere üst üste iki gün bu etkinliğe katıldım.

İTÜ Ayazağa Yerleşkesinde gerçekleşecek etkinliğin yerini bulmak adına okları takip ediyoruz : hedef noktamız KSB yani Kültür Sanat Birliği binasındaki büyük salon

Etkinliğin teması az önce de belirttiğim gibi ‘gezginler buluşması’ idi. Çeşitli gezginler farklı türdeki seyahatlerini, gezme maceralarını katılımcılarla paylaşarak onların sorularını yanıtladılar. Bu anlamlı ve güzel etkinliğin yaratıcıları olan İstanbul Teknik Üniversitesi Gezi Kulübü Gezitü’yü kutlamak istiyorum. Gencecik çocuklar çok güzel bir işe imza atmışlar gerçekten. Onlara destek verenler de bu ışıltıyı görmüş olacaklar ki konuşmacılar gerçekten harika sunumlar yaptılar ve Yiğit ile Eren de iki gün boyunca son ana kadar onları yalnız bırakmadılar. Birileri için karşılıksız iyilikler yapmak bizim ülkemizde ne yazık ki alışılagelmiş bir durum değil; insan hep bir art niyet ya da işin altında çıkar amacı mı var diye bir arayışa giriyor ya bazı olaylar ve durumlar bana bunun aksini gösterdikçe inanılmaz mutlu oluyor ve diyorum ki şu azınlık aslında ülkenin yarısını bile oluşturabilseydi şimdi çok farklı şeyleri konuşuyor ve tartışıyor olabilirdik.

Etkinliğin sunucuları İz Tv'deki Yolda programının da sunucuları olan Yiğit Alpman ve Eren Aybars Arpacık
Etkinliğin sunucuları İz Tv’deki Yolda programının da sunucuları olan Yiğit Alpman ve Eren Aybars Arpacık

Seyyah ’15 ilk kez bu yıl gerçekleşen ancak uzun seneler devam etmesini umduğum, vaktim elverdiği müddetçe her daim katılacağım bir etkinlik diyebilirim. İki gün boyunca öğleden sonraki oturumlarına katıldığım birçok söyleşi benim gerçekten hayatımın şu döneminde bazı uykularımdan uyandırdı. Uzun zamandır sorgulamakta olduğum hayatımın nereye gittiğini ve nasıl şekillenmesi gerektiğini konuşunca anladım ki iki gündür dinlediğim tüm hikayeler ve kendimce aldığım tüm cevaplar silkelenip yolumun bir nebze de olsa şekillenmesine vesile oldu; çok mutluyum.

Dolu dolu 26 yılı geride bıraktım hatta birkaç ay sonra 27 olacak bu yıl sayısı. Kimine göre hala çocuğum; yazdığım bu yazılar, katıldığım bu tür toplantılar, çektiğim tüm fotoğraflar çok ‘boş(!)’ işler olsa da ben kimseyi yargılamıyorum ve bunun peşinde de değilim. Çünkü ne yazık ki birçok insan var ki 35-40 yaşına gelmiş ancak benden daha çocuk. Basit ve sığ sevinçleri olan, yüksek lisanslarıyla ve dosyalarında biriktirdikleri sertifika ya da diplomalarıyla övünen, ‘Filanca da şu okulu bitirmiş vay be’ diye gıpta eden, hayatında hiç hobisi veya ona benzer bir uğraşı olmamış oradan oraya sürüklenen insanlar bu bahsettiklerim. Kafamdaki, hayatımdaki tonlarca soru işaretinin en büyükleri cevaplarını bularak taşları yerine oturtmuş oldu iki günde tanıdığım harika insanlarla. Kimisini dinlerken ‘ne cesaret’ derken kimisini dinlerken de iç geçirdim sıklıkla. Şu bir kez yaşama şansımızın olduğu hayatın sığ beklentiler, anlamsız rekabetler, boş hırslarla doldurulamayacak kadar mühim bir şey olduğunu kavradım. Dedim ya, uzun zamandır bir şeyler izleyip okudukça bunu anlamlandırma çabasındayım ama bazı şeyler için bir gün veya vakit gerekiyormuş işte. 

Eğitim diyoruz, eğitim şart diyoruz. Aman okusun, üç bin tane dil bilsin, hayatının hiçbir noktasında işine yaramayacak onlarca, yüzlerce bilgiyi EZBERLESİN diye sırf en iyi okullara gönderiyoruz çocuklarımızı. Ne öğreniyorlar? Ne öğretebiliyoruz biz onlara? Boş laf kalabalıklarıyla ve istemedikleri birçok şeyle dolduruyoruz kafalarını. Türkiye’deki eğitim sistemini eleştirmek bir yana dursun ben ‘okul’ kavramının içeriğinden bahsediyorum burada aslında. Hayat ne o diplomalardan ne mezun olup da kendinizi etiketleyip böbürlendiğiniz okullardan ne katıldığınız seminerlerden ne de kazandığınız saçma sapan sınavlardan ibaret DEĞİL. Hayat ancak gerçek anlamda yaşanarak öğrenilir. Ben bu yaşıma sistemin bir parçası olarak geldim. Önce anaokuluna gittim, büyüdüm ilkokula devam ettim, sonra ortaokul geldi, liseyi bitirdim ve üniversite…Bu arada çeşitli zaman dilimlerinde birçok sosyal aktivite, spor ve etkinlikte de bulundum. Sayıyorum şimdi kaç yıl okumuşum; 18 KOCA SENE… Diyeceksiniz ki ‘Hiç mi bir şey öğrenmedin peki?’ Öğrendim elbette. Ne öğrendim biliyor musunuz; son dört senedir okuyarak, araştırarak ve gezerek 18 seneden çok daha fazlasını. Çünkü dümdüz okuyan her birey gibi analiz etmeden birçok şeyi ezberledim yıllarca. Hepiniz ezberlediniz. Hepimiz dersleri geçmek için sabahlara kadar çalışıp ezberledik. Neden? Aman bir an önce mezun olalım. Amaç ne? Köleliğe daha erken başlayalım da envai çeşit kredinin esiri olalım. Sonra evlenelim. Sonra insanlar bekliyor ve uygunu bu diye çocuk yapalım. Arkadan ikincisi gelsin falan…Sonra da ölelim. Bu sizce ‘hayat’ mı? Sürünün yaptıkları her daim doğru mu? Sırf çoğunluk öyle diye siz de mi öyle yapacaksınız? Ben yapmayacağım. Evet, belli noktalarda belki konforumdan vazgeçemediğim için belki de anlamsız önyargılarım olduğu için kapitalizmin kölesi olup çalışıyor olabilirim ama en azından bir amacım var. Sığ düşünceler ve sığ hayallerle çevrelemiyorum kendimi. Hayatımda tanıdığım için çok mutlu olduğum bir insanla da 11 senemi geçirdim, onunla büyüdüm ve hala büyüyorum. Fikir paylaşımları, deneyim sohbetleri yapıyorum onunla. Soruyorum ve sorguluyorum her geçen gün daha fazla. Darmadağın düşüncelerle uyanıyorum her güne. Çoğu zaman yaptığım birçok şeyi sorguluyorum. Kendime okuyarak düşünmeyi öğretiyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz dünyanın en temel problemi DÜŞÜNMEYİ BİLMEMEK. Medeniyet tek dişi kalmış canavar, evet çok doğru. Medenileşmek kat kat bina çıkıp, ev almak ve en iyi okullara gitmek değil. Hayatı gerçekten yaşamak çok başka bir şey. Biliyorum, herkesin kendine göre doğruları var; önyargıları da bir o kadar başka. Elbette her birimiz birbirimizden farklıyız ve başka bakıyoruz şu yuvarlak yuvamıza ama bir gerçek var ki kendimize ayırmamız gereken zaman dünyadaki her şeyden değerli. O kadar çok vakte ihtiyacımız var ki bunun için; inanın deliler gibi çalışıp kazandığımız nakitten çok daha fazla. Çok sevdiğim arkadaşım Şeyma demişti bir keresinde : ‘Cahillik mutluluk’ diye. Mutlu olalım ama bilinçlenerek ve kendimizi güçlendirerek. Yoksa bugün ne çalışılmayacak iş var ne de bitirilemeyecek okul. Mesele bunları yapmak değil. Ben bugün o konuşmacıların anlattıklarını dinledikten ve gösterdikleri fotoğrafları, videoları gördükten sonra gözleri dolarcasına coşkuyla paylaştıkları deneyimlerinden sonra ‘Buranın tuvaleti de ne kadar pis’ dediğim yerlerden utandım, size öyle diyeyim. Seyahatler ve dünyayı gezmek hakkında ufkum zaten inanılmaz genişledi ama insanın hayat deneyiminin ve kişisel güçlülüğünün her şeyin çok ötesinde olduğundan emin oldum. Bu nedenle okul, ders, eğitim evet belki bazı durumlar için gerekli ama yaşamadığınız ve deneyimlemediğiniz müddetçe hiçbir şey ‘tam öğrenme’ olmayacak. Bir dili nasıl konuştuğunuz zaman gerçekten öğreniyorsanız bu dünyayı da ancak teorik bilgilerin önüne geçtikçe tanıyacak ve öğreneceksiniz. En azından ben kendi adıma radikal kararlar aldım ve uygulamak için savaşacağım. Belki yine çalışmak zorunda olacağım ama bunu maddiyata dönüştürmeyeceğimden eminim. Dünyayı gezmenin bir lüks değil aksine bir ihtiyaç olduğunu birçoklarına anlatamasam da ben inandığım şeyin peşinden gideceğim. Her fırsatı değerlendirmek için çabalayacağım. Seyahatten yola çıkarak bu denli bir hayat felsefesinin peşinden gidilebiliyorsa iki günde dinlediğim muhteşem insanların neler anlattıklarını, neler paylaştıklarını siz düşünün işte. Şu hayatta üç gerçek var eğer gerçek anlamda öğrenmek istiyorsanız : bir edebiyat, iki sanat, üç seyahat. Üçünün de size katacakları o bahsettiğim 18 senelik eğitim hayatının onlarca belki yüzlerce katı derinlikte. Ve ben her geçen gün öğrendiğim ufacık bir şeyden sonra dahi ne denli cahil olduğumu düşünüyorsam, bugüne kadar bildiklerimi bir kenara atabiliyorsam belki vaktimin yetmeyeceği kadar çok öğrenecek şeyim olduğundandır. Bu cümleleri sarf etmekle amacım klişe bir sistem eleştirisi yapmak değil, hayatı sorgulamam ve öğrenme aşkıyla yanıp tutuşmamdır.

Varuna Gezgin ekibi ve herkese sürpriz yapıp çıkagelen Wilco Van Herpen
Varuna Gezgin ekibi ve herkese sürpriz yapıp çıkagelen Wilco Van Herpen

Hayat dedik, dünya dedik ve seyahate geldik… Çok uzun yazdım, konunun dışına çıktım ama bunu yapmaya beni iten çok şey dinledim söyleşilerde. Şimdi bu hayata olan uzun yorumumu anlamlandırmak adına biraz detaylardan bahsedeceğim yazının devamında.

Yazımın başında da belirttiğim gibi farklı felsefeleri ve kültürleri benimsemiş, farklı araçlar edinmiş ve kendince bambaşka amaçları olan birçok gezgin hayat maceralarını anlattı bizlere. İlk gün katıldığım oturumlardan Gizem Altın Nance ekolojik bir anne şimdilerde. Daha önce adını hiç duymadığım bu farklı gezgin belki de esas insanın olması gerektiği gibi yaşıyor. Bir gün tepesi atıp çalıştığı şirketten istifa edip dünyayı gezmeye karar vermiş. Böylelikle Amerika’ya düşmüş yolu, orada hayatını devam ettirmek için çalışmış ve bu esnada biriyle tanışıp evlenmiş. Ardından ‘rutin’ iş hayatlarında boğulmaya başlamış ve klasik medeni(!) insan hayatı sürdürmeye başlamışlar. Bu esnada evleri de olmuş arabaları da. Sonra bir gün bir kitap okumuş ve eşine o kitabı verip kapağını kapattıktan sonra ‘Hadi’ diyerek her şeylerini satıp iki bisiklet almışlar. Hollanda’dan yola çıkarak Türkiye’den de geçerek dünyayı bisikletle gezmişler. Hiç tanımadıkları insanların yanında kalmış, onlarla aynı odayı aynı sofrayı paylaşmışlar, yol boyu birçok hayatta kalma mücadelesini gerçek anlamda verip insanın dayanabilitesini zorlamışlar ama hayatları tamamen değişmiş. Şimdilerde Büyükada’da eşi ve üç buçuk yaşında kızıyla yaşayan, bir tost makinesi olduğu için kendini şanslı sayan, kreşlere para kazandırmaktansa kendileri gibi adada yaşayan çocuklu beş aileyle anlaşıp her gün bir ailenin evini kreşe çevirip çocuklarla reçel yapıp tohum eken ekolojik bir anne olarak yaşıyor. Sevmediği iş hayatına hiç geri dönmemiş. Kendindeki en büyük zenginliğin televizyonsuz yaşadığı bu hayat olduğunu düşünüyor ve kendi bildiği yolda ilerliyor. Henüz 40 yaşında.

Bisikletli gezgin ve ekolojik anne Gizem Altın Nance
Bisikletli gezgin ve ekolojik anne Gizem Altın Nance

Devamında etkinliğin sponsoru olarak da söyleşiye katılan gezginler grubu Varuna Gezgin de dünyayı gezmenin aslında hiç de kafalarda büyütüldüğü kadar imkansız olmadığını, minimum bütçelerle nasıl uzak diyarların keşfedilebileceğini özellikle de üniversite gençlerine gösterebilmek adına Eskişehir’de bir kafe açarak yola koyulmuş. Cafe del mundo, üniversite öğrencilerinin harçlıklarını çıkarmak üzere çalıştığı, içerisinde kütüphanesi olan ve en önemlisi muazzam bir misyonu olan bir kafe. İşletmenin sahibi ve gezgin aynı zamanda bir öğretmen olan Murat Fıçıcı da zaten ‘Bu gençlerle biz her şeyi yapabiliriz’ diyor. Bir grup gencecik gezginle birlikte farklı birçok uzak rotaya yaptıkları gezilerle olan imtihanlarını, nasıl hayatta kaldıklarını ve ne gibi aşamalardan geçtiklerini paylaştılar. Soru-cevap olarak ilerleyen söyleşi diğerlerine göre hem çok daha uzun sürdü hem de çok aktif bir katılımla gerçekleşti. Gruba destek amacıyla Wilco Van Herpen de sürpriz yapıp sahnedeki yerini aldı. Coşkun Aral’ın da destek vermesiyle İz Tv’de yayınlanan Varuna Gezgin’in seyahatleri ‘Gezmek İçin Yaşamak’ adlı belgesel programıyla katlanarak devam ediyor. Gezgin Murat Fıçıcı diyor ki : ‘Görmeden bilemezsiniz. Siyaset bambaşka, önyargılar insanın hayatının her karesine engel.’ Suriye’ye gitmeden önce ne kadar çok önyargıyla gittiğini ancak oraya gittiğinde bir savaş alanından çok sokakta farklı din ve kültürlerden insanın yan yana masalarda oturup içkilerini yudumladığını, nargilelerini içtiğini ve gazetelerde, haberlerde görüp tanıdığımız ülkelerin aslında var olmadığını dile getirerek ufkumuzu genişletmemiz gerektiğini vurguluyor ve çok da doğru sözler sarf ediyor.

Sırt çantalı gezgin Engin Kaban 'Kimlerin hayalinde dünyayı gezmek var?' diyor
Sırt çantalı gezgin Engin Kaban ‘Kimlerin hayalinde dünyayı gezmek var?’ diyor

İlk günün son konuşmacısı Özcan Yüksek ise eskiden Atlas Dergisi’nin editörü şimdilerde de Magma dergisinin kurucusu olan bir gezgin. O da bize günün sonunda aslında coğrafyaların masallardan ibaret olduğunu ve Sinbad’ın iki tane olduğunu öğretti. 🙂

Bugün ise dinlediğim ilk konuşmacı Engin Kaban bir mühendis olarak şimdilerde Sırt Çantalılar grubunun bir üyesi olarak boy gösteren kendisi de İTÜ mezunu olan bir gezgin. Hem çalışıp hem de gezilebileceğini, sırt çantasına bir dünya sığdırabileceğimizi ve denemeden hiçbir şeye önyargıyla yaklaşmamamız gerektiğini seyahatlerinden derlediği çeşitli video-deneyimleriyle bize aktararak aslında en mühim mesajı verdi : gezmeyi ertelemeyin. Bir de benim gibi kilolarca eşyayla seyahatlere gidip kendini iki büklüm edenler varsa bu da onlara gelsin : ilk seyahatini dağcılıkla da uğraştığı için mevcut olan 75 litrelik dağcı çantasıyla gerçekleştirip en son seyahatlerinden olan Güney Amerika seyahati için laptop ve fotoğraf makinesi dahil 16 kilo ile yola çıktığını ve de hayatta kaldığını anlattı. Seyahat esnasında ihtiyaç doğrultusunda gerek uyku tulumu ve mat almış gerekse çadır ancak bir şekilde hayatta kalmış. Üstelik bahsettiğim bu seyahati tam bir yıl sürmüş.

d

Şimdi çılgın diyeceğiniz bir kızdan bahsetmek istiyorum : Duygu Başoğlu. Ben böyle bir cesaret örneği bir genç kadın görmedim! Ortaokulda okuduğu kitaplardan ve araştırmalarından kafasına koyduğu Hippi Yolu‘nu TEK BAŞINA ve KIZ BAŞINA yaparak beni kendisine hayran bıraktı. Gerçekten anlattıklarını dinlemenizi çok isterdim çünkü masal anlatmışçasına dinledik. Gösterdiği fotoğraflar olmasa neredeyse inanmayacaktık, o derece. Dağcılıkla da uğraştığı için çadır kuran, dağ tırmanan ve oralarda konaklayıp ertesi gün hava aydınlanınca yoluna devam eden, Pakistan’dan tutunda Afganistan’ın çöllerine kadar binbir zorlu yoldan geçen, dilini hiç bilmediği insanların evlerinde konaklayan bir kız. Mutlaka deneyimlerini okuyun derim.

Dünya haritası üzerinde herkes gittiği yerleri işaretliyor
Dünya haritası üzerinde herkes gittiği yerleri işaretliyor

Seyyah’ın son konuşmacısı ise aylak gezgin İlsu Dirgin. Sanıyorum dinlediğimiz en mükemmel konuşmayı yaparak dünyada ne kadar güzel insanlar da olabileceğini gösterdi bizlere. Kapanışı öyle güzel yaptı ki, sunuculardan Yiğit’in de dediği gibi bunun üzerine söylenecek başka bir özet söz yok, herkes bu etkinliği gülümseyerek anımsayacak ve hep de anımsayacak.

Haritanın diğer yanı
Haritanın diğer yanı

İlsu, bayıldığı köpekbalıklarının izinde dalgıçlık yapan, ekstrem sporlar müdavimi ve yıllarca hem çalışıp hem de gezerek hayatını geçirmiş dopdolu bir insan. Hem konuşmasından hem mütevazılığından hem de genel kültüründen bunu anlamanız kaçınılmaz. Varlığından haberdar olduğum için gerçekten mutlu olduğum, bundan böyle yakından takip edeceğim çok önemli bir yer edindi hayatımda. Hazırladığı videolar ve güzel fotoğraflarla birlikte seyahat maceralarını anlatmaya geçmeden önce kendisini niçin ‘aylak’ olarak tanımladığını açıkladı bize ve yıllar önce okuduğu kitaptan etkilendiği ayrıntıyı aktardı :

“Aylaklık etmek kentte yürümek sanatı demektir. Aylak ormanda yürür gibi kentte yürür, keşiflere açıktır. Yüzleri ve yerleri gözetleyerek kişisel meraklarının peşinde asfaltta bitki toplar. Aylak amatör bir sosyologdur, aynı zamanda da güçlü bir romancı, bir gazeteci, bir siyaset adamı, bir anekdot toplayıcıdır. Hoş ve ince gözlemleri, notlar almadıkça ya da suç ortaklığı yapan bir kulak yorumlarını dinlemedikçe çoğu zaman anında unutulur, kaybolur gider.”

David Le Breton, Yürümeye Övgü

Bunun üzerine kendisini aylak olarak tanımlamış ve 2006 yılından beri seyahat deneyimlerini yazdığı bloguna da bu ismi vermiş. Öylesine gezmeyen bir gezgin İlsu. Zaten herkese de gezgin demek doğru değil ya, hele de turistle gezgini karıştırmak bence gezgine yapılacak en büyük hakaret. Gezgin de zaten öylesine gezmez, turist öylesine gezer ki yaptığım tanımı geri alıyorum şu anda:)

Bizlere dünyayı gezmenin nasıl bir katkı sağladığını uzun uzun anlattı. 16 yıl boyunca nasıl çalışarak gezdiğini, rotalarını nasıl belirlediğini ve seyahatlerinden sonra olduğu insanı nasıl daha çok sevdiğini ve bundan asla vazgeçemeyeceğini aktardı. ‘Paranızı harcayarak zenginleşeceğiniz tek eylem seyahattir‘ diyerek gönüllerimizi fethetti. Bilgi birikimini ve gıpta edilesi muazzam donanımını da aslında nerdeyse tamamen seyahatlerine ve tutkularına borçlu olduğunu bize özetleyerek ‘Şu hayatta mutlaka herkesin bir hobisi, bir uğraşı ya da en azından ilgi duyduğu ve peşinden koştuğu bir uğraşı olmalı yoksa hayat yaşanılan değil vakit geçirilen bir yer oluveriyor‘ diye de ekledi.

Ekip kapanışı böyle yapıyor:)
Ekip kapanışı böyle yapıyor:)

İlsu’nun ardından tüm gezgin konuşmacılar sahneye çıkarak Gezitü ekibiyle birlikte fotoğraf çekilerek bu güzel etkinliğin devamının gelmesini dilediler; ben de tabii kendi içimden.

Yol boyu ve eve vardıktan sonra da uzun uzun düşündüm ve sorguladım. Özgür’le uzun uzun konuştuk, paylaştık. Önyargıların insanın adımlarına nasıl bir engel olduğuna, hayatı kendimizin yaşanılabilir kılabileceğine, kendimizi yetiştirmenin ve geliştirmenin saçma sapan hırslardan ne denli önemli olduğuna kanaat getirdik. Yıllardır kendisi de bana birçok şey öğretti, birçok tabumu yıkmamı sağladı. Bu geceki fikrimi zikrettikten sonra da espirili ama gerçek bir tavırla : ‘Sana zorla domates kokoreç yedirme mücadelem bundan yani‘ dedi. (Bir hafta önce bana zorla tattırdı kendisi kokoreçi ve itiraz etmeden yedim bu kez) Sonra ekledi : ‘Hayat bir keşif, mücadele ya da yarış değil‘.

Ben de eklemek isterim ki; doğru bildiğiniz yolda YÜRÜYÜN. Gezin ve keşfedin dünyayı, hayatı. Kim olduğunuzu görün, insan olmak nasıl bir şey farklı coğrafyalarda, bunu yaşayın. Bir sırt çantasına ve bir ‘siz’e bakar bu eylem. Bir de yanınızda kafanızın sonuna kadar uyuştuğu, sürüden ayrılan bir insan olursa o da hayattaki mutluluğunuz, şansınızdır zaten.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s