Gittikçe daha çok sevdiğim sanat şehri : MADRID

IMG_0002
Madrid

Gittikçe daha çok sevdiğim diyorum çünkü Madrid benim için tam olarak böyle bir şehir : başlarda benle konuşmayan, ön bilgilerimi önyargıya dönüştüren ve hareketliliğiyle artık çok da sevmediğim İstanbul’a benzettiğim başkent.

İlk gidişimde her bir günü bir başka müzeye ayıracak kadar uzun kalmama rağmen yeterli not almadığım için yazı yazmadan önce biraz daha fazla vakit geçirmem gerektiğine karar vermiştim Madrid’le. Böylelikle başka bir seyahat hatta üzerine bir de iş-okul seyahati de çıkınca artık daha detaylı keşfetmenin vakti gelmişti bu şehri.

IMG_9927
Madrid

Barcelona aşkına nail olunca insan, Madrid ister istemez geri planda kalıyor. Benim için Barcelona o denli eşsizdi ki -hala da öyle- Madrid’e karşı hep duvarlarım vardı. Son gidişim ve öncesindeki detaylı araştırmalarım ve rehber arkadaşım Şeyma sayesinde Madrid’i sevmeyi öğrendim! Tamam dürüst olayım; kalbimi çaldı. Hiçbir zaman gönlümün Barcelona’sı olamayacak ama kalbimde her daim bir yeri olacak. (Kendisinin ne kadar umrunda bilemiyorum)

Son gidişim bir yol serüveninin duraklarından birine denk gelse de Madrid’i kalbime ve aklıma sığdırabildiğim kadarıyla minik bir rehber yazısı yazmak; deneyimlediklerimi paylaşmak benim için geç kalınmış ama güç olmayacak bir hareket.

Almudena'dan Madrid
Almudena’dan Madrid

NASIL GİDELİM?

Madrid, ‘entrar y salir’ sözüyle İspanya’nın hem en işlek şehri hem de başkenti olduğu için buraya uçuş bulmakta hatta keyfinize ve cebinize göre havayolu şirketi seçmekte oldukça özgürsünüz. Amacınız Madrid’e gitmek olmasa dahi buradan bir şekilde yolunuzun geçeceğini de bu söz bize anlatıyor zaten.

Lafı uzatmak bir yana dursun öncelikli olarak Pegasus’un geçen yıl başlayan uçuşlarını, Wingo kampanyalarından birine denk gelirseniz Türk Hava Yolları’nı ya da yeni hat açan İspanyol havayolu şirketi Vueling’i tercih edebilirsiniz. İstanbul’dan direkt uçuşlarla yaklaşık dört saat sonrasında Madrid’e varır, eğer kış aylarında gittiyseniz ilk etapta sizi gülümseten güneşi şehir merkeziyle ilk karşılaşmanızda bir tokat gibi çarpar yüzünüze. Santiago bile Madrid’in can yakıcı soğuğu ve ayazının yanında solda sıfır diyebilirim size. Yazların da sizi cayır cayır haşlayacağını düşünürsek buraya gitmek için en makul vakitler bahar ayları diyebiliriz. Nitekim bir arkadaşımın söylediğine göre Nisan ayında bile karı görmüş Madrid! Bunca bilgiden sonra karar size kalmış; şans da yol arkadaşınız zaten.

IMG_0680
Gran Vía
IMG_0497
La Barrila – Estación de Atocha

NEREDE KALALIM?

Arkadaşım Olympe’ın sayesinde keşfettiğimiz, çalışanları MUAZZAM ve temizlikte bir dünya markası olan Hotel Exe Suites 33 gözüm kapalı önerebileceğim bir konaklama yeri. Fiyatları makul ancak son yaşadığımız talihsizlikten sonra rezervasyonlu gidin derim. Konumu mükemmel; Calle Leganitos’ta Plaza de España metro istasyonuna yürüme mesafesinde. Üç dakika kadar yürüyüşten sonra otele varıyorsunuz.

Uzun uğraşlar sonrasında sokakta kalınca rastladığımız çiçeği burnunda hostel de Madrid’in göbeğinde, temiz ve çalışanları hem çok tatlı hem de çok yardımcı; fiyatlar da oldukça uygun. Güzel bir alternatif olabilir : Hostal WooHoo Madrid.

İlk gecemizde bizi oldukça korkutan, inanılmaz derecede kötü çalışanlara sahip (hatta böylesini ne yurtiçinde ne yurtdışında daha önce hiç görmedim) bir hostel daha var ki Hostal Victoria. Fiyatları inanılmaz derecede uygun ve ilk adımınızda kendinizi Puerta del Sol’de bulduğunuz, üç binadan oluşan bir hostel kendisi. Oldukça temiz ve merkezi, tek handikapı çalışanları.

IMG_0423
Real Academia Española
IMG_0216
Monumento de Colón
IMG_0198
Instituto Cervantes

ŞEHİR MERKEZİNE NASIL VARIRIZ?

Metro! Havaalanı Barajas T4’tesiniz muhtemelen. Oradan metroyla kolayca şehir merkezine gidebilirsiniz. Nuevos Ministerios yönünde ilerlerseniz lehrin göbeğine varırsınız zaten. Ancak havaalanından aldığınız bilete 4 euro artı isteyecek ve kişi başı yaklaşık 5 euro ödeyeceksiniz. On basımlık biletten alırsanız ise yaklaşık 12 euro ödeyeceksiniz. Lakin yönlere ve bölgelere dikkat edin derim bileti makinelerden alırken. Detaylı bilgi için : Metro Madrid

OH MADRID, MADRID

1561’den beri başkent olan şehrin yaklaşık 7 milyon yaşanı mevcut. Kuruluşu 9.yy’a dayansa da günümüzün en modern ve Avrupa’nın da en yeşil 12 şehri arasında. Gelişmiş bir metro ağı olduğu kadar yoğun da bir trafik hakim Madrid’de. Ciddi olduğu kadar sanatsal yönü de ağır basan, kendi içinde bir asaleti olan ancak salaşlığı da ihmal etmeyen kozmopolit bir şehir keşfedeceğiz birlikte.

IMG_9982
Puerta del Sol ‘El Oso y el madroño’ ve ‘Tío Pepe’

PANAROMİK MADRID

İlk durak ister istemez Puerta del Sol

Puerta del Sol, Madrid’in esas yaşam alanı. Çeşitli eylemlere, buluşma noktalarına, bankalara ve geçiş noktalarına ev sahipliği yapan, herkesin muhakkak yolunun düştüğü bizim Taksim Meydanı’nın oradaki yansıması. İsim anlamı ‘güneşin kapısı’dır. 15.yy’da Madrid’i çevreleyen şehir kapılarından en doğudaki burada olduğu ve güneş buradan doğduğu için bu isim verilmiş. Metro istasyonunun adı eskiden ‘Sol‘ iken şimdilerde ‘Vodafone Sol‘ olarak geçiyor. Kaçırmayın, dikkat!

Madrid’in iki önemli simgesi de yine bu meydanda bulunuyor : ‘El Oso y el Madroño‘ ve ‘Tío Pepe‘. El oso y el madroño, şu meşhur ayı ve çilek ağacı heykeli. Heykeltraş Antonio Navarro Santafé tarafından 1967 yılında tamamlanan heykel, bronz ve granitten oluşmaktadır. Dört metrelik boyuyla tüm turistlerin önünde muhakkak fotoğraf çekildiği bir noktadır. Hatta bu simgeyi Madrid Belediyesi’nin simgesi olarak da birçok yerde görmeniz mümkün. Rehber arkadaşımın verdiği bilgiye göre ayı kiliseyi, çilek ağacı da halkı temsil etmekte. Niçin peki? Bilindiği üzere Ortaçağ’da topraklar kilisenin tekelinde ve yönetim de aynı şekilde. Din, insanların yol göstericisi olarak herkesi çevrelemekte. Lakin halk olmadan toprakları işleyip ürün almak mevcut olamadığı ve topraklar aslında halka ait olduğundan asıl üretim kaynağının da halk olduğunu temsilen böyle bir heykel yapıldığı yahut hikayenin bir şekilde bu döneme dayandığı söylentiler arasında. Ayı da bu meyvelere erişmek isteyen kilise konumunda.

IMG_9853
Puerta de Álcala

Gran Vía ve Callao 

Madrid’de Gran Vía adlı dev caddeden geçmemek olmaz. Şehrin varı yoğu burada toplanmış. Alışverişten yeme-içmeye, kültür-sanattan boş gezmelere kadar her şeyin birleştiği bir nokta burası. Zaten her yol mutlaka Gran Vía’ya çıkıyor. Daha önce Barcelona yazımda bahsettiğim güzeller güzeli İtalyan menşeili kozmetik markası Kiko da enfes mağazasıyla 25 numarada yer alıyor. Bunun dışında Plaza de España’ya doğru yürüdüğünüzde 74 numarada çok sevdiğim National Geographic mağazası ile karşı tarafında fiyatları makul ve leziz tapasların olduğu Tapas 44 de karşınıza çıkmakta. Zaten caddenin bu kısmı ilk bahsettiğim otel olan Suites 33’ün bir paralelinde yer alıyor. Canınız burger çekerse oralardayken 76 numaradaki Amerikan restaurant ve barı olan TGI Fridays‘e de uğramanız mümkün. Fiyatlar çok ucuz olmasa da hamburgerleri oldukça lezzetli.

Calle de Álcala

Gran Vía’nın önemli bir parçası da Álcala Caddesi. Ünlü Telefonica ve Metropolis binaları, Instituto Cervantes, Banco de España ve Círculo de Bellas Artes bu cadde üzerinde. Yürümesi oldukça keyifli bu caddeyi tepeden daha güzel seyredelim hava da güzelse birer kahveyle taçlandıralım derseniz eğer 3 euro karşılığında hemen Banco de España binasının yanında bulunan Círculo de Bellas Artes‘in terasına çıkabilirsiniz.

IMG_0193 fotos-originales_metropolis1

Güzel Metropolis

Calle de Álcala’da bulunan Fransız mimarisi olan şahane binanın en tepesinde ‘La Unión ve el Fenix Español’ adlı sigorta şirketinin sembolü olan ve mitolojideki gibi ellerini iki yana açmış olan Ganymedes ile Zümrüdüanka’yı betimleyen bronz bir heykel bulunur. Ancak 1970 yılında binanın Metropolis adlı başka bir sigorta şirketine satılmasının ardından heykelin orijinali de taşınarak Paseo de Catellana’daki yeni yönetim merkezinin bahçesine götürülmüştür. Şehrin sembolü haline geldiği için de orijinalini aratmayacak şekilde yenisi yapılmış ve kubbeye yerleştirilmiştir.

Calle de Álcala’dan biraz daha aşağıya inerseniz sizi Plaza de Cibeles muazzam heykeliyle karşılar. Bereket tanrısı Kibele önünde iki güç timsali aslanla birlikte yol almaktadır. Hemen arka kısmında bembeyaz ve devasa belediye binası Ayuntamiento’yu görürsünüz. Bu binanın sağ tarafından yürürseniz sizi Paseo del Prado karşılar ki Madrid’in beni en mutlu eden yeridir kendisi. Meşhur ‘el triángulo del arte’nin oluşum noktası burasıdır. Sanat üçgeni anlamına gelen bu caddede üçgeni tamamlayanlar ayrı başlık altında detaylı olarak bahsedeceğim muazzam müzeler Prado, Reina Sofía ve Thyssen-Bornemisza’dır.

Ayuntamiento’nun solundan yukarıya doğru devam ederseniz Paseo de Recoletos karşılar sizi. Tarihi ve şık kafeleriyle ihtişamlı bir cadde burası. Devamında Cristóbal Colón’un heykelini görür ve Amerika kıtasını keşfetmesini temsilen dev bir anıtla karşılaşırsınız. Zaten meydana da kendi adını verir İtalyan denizci ve kaşif. Hemen yukarısında da bizim TDK’ya karşılık gelen Real Academia Española binasını görürsünüz. Bulunduğu cadde pek sakin ve keyiflidir.

IMG_9913
Palacio Real
IMG_9909
Cambio de guardia (Asker değişim töreni)

PALACIO REAL ve ALMUDENA KATEDRALİ

Palacio Real İspanya’nın kraliyet sarayı. Plaza de España’ya geri dönüp Calle Bailén’i takip ederek kolayca ulaşabilirsiniz. Hatta otel Suites 33’ten yürüme mesafesinde. Giriş ücreti normalde 11 euro olan saraya biz rehber arkadaş torpili sayesinde indirimli tarifeden kişi başı 6 euro ödeyerek girdik. ¡Viva Şeyma! 🙂 Kendisi de müzelere ücret ödemeden giriyor; şanslı insan.

Gelelim sarayımıza…1734 yılında çıkan yangınla birlikte Álcazar yani Müslüman etkisinde yapılan kraliyet kalesinin yerle bir olmasından sonra Kral 5.Felipe buraya gerçek bir kraliyet sarayı yapılmasını istemiş ve bugünkü Palacio Real 1931 yılında Kral 13.Alfonso’nun tahttan çekilmesine değin aileye ev sahipliği yapmış ancak o dönemden beri kraliyet ailesi Zarzuela Sarayında ikamet etmektedir. Törenler ve önemli devlet işleri için hala kullanılan sarayın yalnızca 50 tanesi ziyarete açık olan toplamda 2800 adet odası bulunmaktadır. Önemli törenlerde ziyarete kapanan sarayda her ayın ilk çarşamba sabahı asker değişimi büyük bir törenle gerçekleşir. Biz inanılmaz şanslıydık ve bunu görebildik hem de Almudena Katedralinin kulelerine çıkarak yukarıdan izledik; tadından yenmezdi:)
 
Kış dönemi sabah 10:00-18:00 arası ziyarete açık ancak yaz dönemi bu saat 10:00-20:00 olarak değişmekte.
Puerta del Sol
Puerta del Sol
 
Sarayın içinde görmeden olmazlarınız ise sırasıyla Comedor de Gala adlı yemek salonu, Sala de porcelana adlı porselen salon, Sala de Gasparini adlı ihtişamlı salon ve Salón del Trono adlı taht salonu. Bilgileri okuyarak ilerlerseniz Goya’nın eserlerini de dünya gözüyle duvarlarda görmeniz mümkün; biz öyle yaptık:)
 
Bir de gelmişken Real Armería yani Silahhane’yi gezmekte yarar var; zırhları,şövalyeleri ve farklı türdeki silahları yakınen görmek inanılmaz etkileyici.
 
Buraya kadar ayak basmışken Plaza de Armas’ta bir anı fotoğrafı da patlatırsınız artık.
IMG_9729
Almudena Katedrali
ALMUDENA
1993 yılında yapımı tamamlanan bu katedral kentin simgelerinden biri. Yapımına 1879’da başlanan ancak iç savaş döneminde çalışmaları tamamen duran bu katedrale giriş ücretsiz olup dilerseniz 1 euro bağışta bulunabiliyorsunuz ancak kulelerine çıkmak için 6 euro ödüyorsunuz. Ama inanın muhteşem bir manzara sizi bekliyor arkalı önlü hem de. Kısacası : kulelere çıkın diyorum!
Küçük bir magazin haberi de verecek olursak; şimdiki İspanya Kralı Felipe ve eşi eski haber spikeri Letizia Ortiz bu katedralde evlenmiş ve nikahı canlı olarak 25 milyon kişi izlemiş. Ayrıca Letizia kraliyet soyundan gelmediği için bu dönem Felipe ile olan evliliği büyük sansasyon yaratmış.
IMG_9971
Café del Oriente
PLAZA DEL ORIENTE
Kral I.José tarafından Palacio Real’in manzarasını güzelleştirmek amacıyla yaptırılan meydan D şeklinde olup aynı zamanda kraliyet ailesinin birçok törenine de ev sahipliği yapar. Merkezinde ise Kral 4.Felipe’nin heykeli bulunur.
 
Manzarayı da en iyi Café del Oriente‘den izlersiniz, benden söylemesi.
IMG_0176
Retiro Park
RETIRO PARKI  NAM-I DİĞER PARQUE DEL BUEN RETIRO
1868 yılında halka açıldığı günden bu yana özellikle pazar günleri tüm Madridlileri evine davet eden bu park Avrupa’nın en gözde parklarından biridir. İçerisinde birçok mermer anıt ve heykel bulunurken bahçe düzenlemesi de oldukça iyidir. Zaman zaman sanat sergilerine de ev sahipliği yapan parkta kraliyet ailesinin bir dönem kış bahçesi olarak kullanmak üzere yaptırdığı Palacio de Cristál adlı cam saray bulunur. Reina Sofía Müzesi bünyesinde süreli sergilere ev sahipliği yapmakta olan binaya giriş ücretsizdir.
Parkın önemli bir bölümünde yapay bir göl ve fonda Kral 12.Alfonso’nun anıtı bulunur. Yaz aylarında özellikle turistler burada bot kiralayıp gezintiye çıkarlar. Birçok hatıra ormanını da bünyesinde bulunduran Parque del Buen Retiro klişe tabirle Madrid’in ciğerleridir.
 
Yaz dönemi sabah 6:00 ile geceyarısı 00:00 arası açıktır. Kış dönemi ise aynı saatte açılıp gece 23:00’da kapanır. Elbette parka giriş ücretsizdir.
Prado Müzesi - Velázquez heykeli
Prado Müzesi – Velázquez heykeli
SANAT ÜÇGENİ MADRID’İN GÜZELLERİ
Reina Sofía Modern Sanat Müzesi
Reina Sofía‘daki Guernica en mühim eser.  İkinci katta 206 nolu odada bulunmakta ve yeri asla değişmiyor. Çevresindeki odalarda Dalí’nin (Muchacha en la ventana adlı en sevdiğim eseri ile çok bilinen El gran masturbador) ve Joan Miró’nun eserlerini görmek mümkün. Ayrıca İç Savaş dönemini en güzel biçimde anlatan en güzel eserleri de görebilirsiniz. Üstelik yalnızca İspanya’nın gözünden değil, tüm dünyanın gözünden. Hatta hemen yeri gelmişken bu dönemi gözlemlemek adına bir film önereyim : Hemingway and Gellhorn. Nicole Kidman ve Clive Owen’ın başrollerini üstlendiği filmde aralarındaki ilişkiyi İç Savaş Dönemindeki İspanya’da görme şansı buluyoruz. Owen filmde Hemingway’i, Kidman ise onun ilk savaş muhabiri olan eşi Martha Gellhorn’u canlandırıyor. Ayrıca bilindiği üzere Hemingway ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor?’ adlı romanında da İspanya’daki İç Savaş dönemini anlatır.
Reina Sofía’ya giriş 8 euro ve bu bileti aldığınızda hem süreli hem de sürekli sergileri gezebiliyorsunuz. Ancak ücretsiz gezmek isterim derseniz gün ışığından da feragat etmeden 19:00-21:00 arası müzeyi ücret ödemeden gezebilirsiniz lakin detaylı bir tur için iki saat yetmeyecektir, benden söylemesi.
Açılış-kapanış saatlerine gelecek olursak; pazartesiden çarşambaya 10:00-21:00, perşembeden cumartesiye ise 10:00-19:00.
Prado Müzesi

Prado‘nun en çok öne çıkan ismi Diego de Velázquez şüphesiz. Zaten kendisinin heykeli de müzenin ön cephesini süslemekte. İçeride ise en bilinen eserleri otoportresi ve Las Meninas bulunuyor. Ancak Prado gerçekten muazzam bir koleksiyona sahip. Biz Özgür’le yaklaşık dört saat detaylı gezerek inanılmaz keyif almıştık. Özellikle aklımda kalanlar Flaman sanatçıların koleksiyonu ile süreli sergi genç Van Dyck‘ti; gözlerimi a la ma mış tım. Şimdi o süreli sergi olmasa bile süreklisi neredeyse bulun gidin derim. Ayrıca ünlü İspanyol ressam Francisco de Goya ise Las Pinturas Negras serisiyle müzedeki en kalıcı yerini almış durumda. 18 adet duvar resminden oluşan bu seride tek tek isimlenmelerinin dışında eserler seri olarak adlandırılmış ve Goya’nın iç dünyasını yansıtmıştır. Kendisi der ki : ‘Renk görmüyorum ben, yalnızca gölgeler görüyorum.’ Zaten gölgelerin ressamı olarak bilinir ve ayrıca yaşadığı dönem olan Barok Döneminin de izlerini doyasıya taşır. Las Pinturas Negras serisi dışındaki en önemli eserleri La Maja Vestida ve  La Maja Desnuda‘dır. Üniversiteden bir İspanyol hocamız Dalí ve Goya için deli tabirini kullanırdı, hiç unutmam:)

 
Velázquez ve Goya dışında bir de çok bayıldığım, Barcelona’da da bir sokağa adını veren Francisco de Zúrbaran vardır ki enfestir. Natürmort ve dinsel içerikli tablolarıyla öne çıksa da döneme ait yansıttığı gölgelerle gönlünüzü fetheder. Zaten Barok Dönemi bize gölgeleri anlatır ki babası da İtalyan ressam Caravaggio’dur; herkesçe bilinir.
 
Bahsettiklerim dışında Tiepolo, Dürer, Rafael ve Tintoretto eserleri görmeniz de mümkün Prado’da.
 
Giriş ücretinin 14 euro olduğu müzede ziyaret saatleri yaz dönemi pazartesiden cumartesiye 10:00-20:00, kış dönemi ise 10:00-19:00’dur.
Thyssen-Bornemisza Müzesi
Thyssen Bornemisza ise Baron Hans Heinrich Thyssen-Bornemisza adlı sanat meraklısı iş adamının yıllar boyu biriktirdiği Avrupalı ve Amerikalı çeşitli sanatçıların eserlerini barındırmaktadır. 1992 yılından bu yana kamuya açık olan müze Madrid Sanat Üçgeni’nin bir köşesi olarak yer almakta.
IMG_9875
Plaza Mayor
IMG_9692
Plaza Mayor
PLAZA MAYOR BİZİM DİĞER MEYDANLAR SİZİN OLSUN
Puerta del Sol’den yola çıkıp kendinizi Calle Mayor’a bırakırsanız hem Mercado de San Miguel‘i hem de Plaza de la Villa‘yı görebilirsiniz. Mercado de San Miguel hem açık hem kapalı bir cennet. Tapas ve bir şeyler içmek için inanılmaz keyifli bir mekan. Üstelik perşembe,cuma ve cumartesileri de gece 02:00’a kadar açık.
IMG_0059
Mercado de San Miguel
Plaza de la Villa adlı meydan Ortaçağ’dan kalmışçasına ve Madrid’e ait değilmişçesine gülümsüyor Calle Mayor üzerinde. Hemen meydanın sol tarafından Calle de Codo’ya girip kaybolup Mercado de San Miguel’e çıkıverin.
Plaza Mayor ise Madrid’in sembolü, restaurantları ve Türk dilencileriyle(!) ünlü, bolca pandomim sanatçısı barındıran devasa bir meydan. Her seferinde Türk dilenciye denk geldiğim için de bu tabiri kullanıyorum kendi adıma. Hatta bence Madrid’in genelinde böyle bir çoğunluk var diyebilirim.
IMG_0067
Mercado de San Miguel

Biraz meydan hakkında bilgi verecek olursak eğer;

1619 yılında sanatçı Juan Gómez de Mora tarafından tasarlanan Plaza Mayor tarihten bu yana kraliyet ailesinin doğum ve evlilik gibi birçok törenine, boğa güreşlerine ve engizisyon mahkemelerinin idamlarına ev sahipliği yapmıştır. 1790 yılında büyük bir yangın geçirip ciddi anlamda hasar görmüş ve Juan de Villanueva tarafından yeniden restore edilmiştir. Ki kendisi şu anda Museo del Prado’ya ev sahipliği yapan binaya adını vermiştir.
Törenlerin yanı sıra çeşitli satıcılara da mesken olmuştur bu meydan. Pazar günleri ise El Rastro’nun devamı olarak bu meydanda satıcılar eski madeni para, banknot ve pul satarlar. Aralık ve Ocak aylarında ise Noel ürünlerini en renkli ve ışıltılı halleriyle burada görmek mümkündür.
Meydanın ortasında ise Kral III.Felipe’nin at üzerindeki heykeli ışıldar.
Plaza Mayor’un Plaza Mayor olmadan önceki ilk adı Plaza del Arrabal‘dır. Ardından 1812 anayasasına bir gönderme olarak ismi Plaza de Constitución olarak değiştirilmiş ve 1814’e kadar bu isimle anılmıştır. Ta ki Bórbon kralı 1814 ylında meydanın adını Plaza Real olarak değiştirene dek. Ardından yeniden Plaza de Constitución adını almış ve 1873 yılında bir kez daha adı değişerek Plaza de República olmuştur. 12.Alfonso’nun 1876’daki restorasyonundan sonra adı yeniden Plaza de Constitución olmuş ve Generel Primo de Rivera’nın diktatörlüğüne değin bu adı korumuş, son hali olan Plaza Mayor ismini ise İspanya İç Savaşı’ndan hemen sonra almıştır.
IMG_0052
Plaza de la Villa
IMG_0046
Calle Mayor
IMG_0048
Recuerdos de Madrid – Calle Mayor
SOKAK SOKAK MADRID
Madrid gerçekten büyük bir şehir. Kozmopolit olmasının yanı sıra bölgelere ve semtlere de ayrıldığı için keşfetmesi de bir o kadar zaman almakta. Ben şimdi okuduklarımdan ve deneyimlediklerimden derlediklerimi madde madde sıralayacağım ki her gidene bir rehber olsun. Yorumlarınızı da eklerseniz görev tamamlanmış olur sanırım.
IMG_0200
Café La Bicicleta

– Plaza de San Ildefonso daki Café La Bicicleta enfes bir yer. Bizim girmemizle çıkmamız bir oldu ama ilk fırsatta gideceğimden eminim!

– Metro Tribunal’de inip bu bölgenin caddelerini ve vintage mağazalarını keşfedin. Mağazalar patlama yaratmasa da keyfinizi yerine getirecek yoğunlukta.

– Plaza de Puerta del Sol’den çıkıp Calle de S.Jerónimos’a yönelip Plaza de Canalejas’a varıp civardaki pastaneleri ve dükkanları keşfedin

IMG_0077
Valle del Tietar
IMG_0078
Bocadillo de calamares
– Calle Mayor üzerindeki hediyelik eşya dükkanlarını gezin; özellikle de Recuerdos de Madrid.
– Tüm Museo del Jamón‘larda 1 euro ya manchego peynirli sandviç yiyebilirsiniz, ayrıca en iyi jamónların da burada olduğu bilinir. Jamón de Bellota ise en iyisiymiş; aldık, en kısa zamanda deneyeceğiz. Manchego peyniri de Madrid bölgesine özgü yöresel bir peynir.

– Plaza Mayor’a ulaşıp kalamarlı sandviçi spesiyali olarak yapan Restaurante de Valle del Tietar Tapas’a uğrayın; yerel rehberin tavsiyesi; denedik çok başarılı yanında da bir de caña söyleyin benden. (Calle de Ciudad Rodrigo, 5)

– Lavapiés metrosunda inip sokakları keşfedebilirsiniz ancak çantanıza ve kendinize mukayyet olunuz malum bolca göçmen yaşıyor ve yolunuzu kesip sürekli restaurant ve yeme-içme soruyorlar ancak çok fazla da bir şey yokmuş yalnızca fotoğraf çekip atmosferi görmek adına gidilebilirmiş. Biz gittiğimizde tavsiye edilen tüm restaurant ve kafeler kapalıydı. Bu bölgedeki flamenko evi Casa Patas’ın iyi olduğunu okumuştum ancak gitmeye fırsatımız olmadı. Giderseniz anlatırsınız. Güzel flamenko varmış.

IMG_9929
El Rastro
IMG_9926
El Rastro

– Madrid’in en iyi churrocusu Chocolatería San Ginés yılın 365 günü 24 saat açığız diyor; chocolate con churros menüsü 3.90 euro. Ünlü İspanyol edebiyatçılarının uğradığı San Ginés 1894’ten beri hizmet vermekte. Puerta del Sol’den Plaza Mayor’a gider gibi yürürseniz ve caddenin sağ tarafını takip ederseniz rahatça bulursunuz. Ancak cadde üzeri değil ara sokakta. (Pasadizo de San Ginés, 5)

IMG_9816
Restaurante Lateral
IMG_9814
Restaurante Lateral

– Plaza de Santa Ana gece inanılmaz keyifli bir mekan. Restaurantlar, sokaklar ve insanlar cıvıl cıvıl. Buradaki Restaurante Lateral‘i tavsiye ederim; ancak yer problemi yaşamak istemiyorsanız rezervasyonlu gidin çünkü inanılmaz kalabalık oluyor ve Madridliler ayakta ve dip dibe takılmaktan da hoşlandıkları için bu kalabalıktan rahatsız olmuyorlar. Atmosferine bayılıyorum. Bir de Chueca bölgesinde şubesi bulunmakta. (Plaza Santa Ana, 12)

– Atocha İstasyonuna giderseniz ki gidin mutlaka La Barrila’da caña söyleyip patatas bravas yiyin. Hatta iki kişiyseniz cubo de cinco botellines söyleyin; enfes.

Café Gijón
Café Gijón

– Paseo del Prado üzerindeki tarihi kafe Gijón‘da kahvenizi yudumlayın. Hatta bir de Café Comercial‘e gidin. Burası Madrid’in en eski kafesi olarak ünlenmiş. Ben gidemedim henüz, siz gidin. Bir zamanların tertulia mekanıymış. Tertulia ne derseniz İspanyol Kültür Tarihi okuyun canım:)

– Hemingway’in kafesi olduğunu öğrenip büyük merakla kahvaltıya gidip bayıldığımız Café del Real ise Plaza de Isabel II’ta bulunmakta. Ancak çıkarken sahibine sorunca hayal kırıklığına uğradık:( Hemingway’le uzaktan yakından alakası yokmuş kafenin. Ama atmosferi tadından yenmez, kahvaltısı ise muhteşem.
IMG_0090
Café del Real
IMG_0089
Café del Real

– Büyük banknotlar bozdurmak isterseniz bu işlemi yapan tek yer Calle de Álcala daki Banco de España. Tabii maaş kuyruğuna denk gelmezseniz. İspanyollar için 200 ve 500’lük banknotlar çok büyük miktarlar olduğu için alışverişte veya otellerde bozdurmak çok güç. Siz siz olun bozuk eurolarla gidin seyahate her daim.

– Callao Meydanındaki Starbucks’ı geç saatlerde boş bulursanız üst kat cam kenarında oturup kahve için ancak çok da geç gitmeyin 23:00’da kapanıyor.

Plenilunio Alışveriş Merkezi İspanya’nın en büyük Primark’ını bünyesinde barındırıyor ve gitmek için izleyeceğiniz yolu açıklıyorum : metro Canillejas istasyonundan inince hemen indiğiniz noktadan bir taksiye binip AVM’ye varmak. Primark’a gideceğinizi söylerseniz ona uygun kapıda sizi bırakıyor ve istasyondan buraya yaklaşık 7-8 euro yazmakta.

– El Rastro yalnızca pazar günleri varolan enfes bit pazarı, antikacı.

Sfera adlı mağaza Madrid’de yoğun olarak var olan bir mağaza ve oldukça başarılı. Ben özellikle kırtasiye ve aksesuar reyonuna tav oldum diyebilirim.
IMG_0362
– Her köşe başından yeşil yeşil fışkıran İspanyol mağaza zinciri El Corte Inglés‘i de alışveriş anlamında es geçmek olmaz. Özellikle Callao Meydanında her yer El Corte Inglés bir de Compro Oro:):):)
– 1725 yılından kalma en eski restaurant özelliği olma ünvanını taşıyan Botin de Madrid’e gidince uğranılması gereken yerlerden. Bu bilgi gerçek; Hemingway’in zamanında uğrak yeriymiş.
– Hayatımda hiç futbol maçına gitmedim ve gelecek planlarım arasında da yok ancak Madrid’e kadar gitmişken Santiago Bernabéu Stadyumunda bir maç izlenir diyorsanız metro hattında stadı bulmanız çok kolay. Zaten stad istasyona adını vermekte. Maç biletlerini internetten almanız kolay ötesi.
IMG_0708
Plaza de España
NOT ALIP GİDEMEDİĞİM VE BOĞAZIMDA DÜĞÜMLENENLER
– Plaza San Ildefonso’da 3 numarada bulunan kırtasiyecik
– Calle Pez 2 numarada bulunan La Antigua Madrid
– Calle Mayor üzerindeki La vida es un sueño (No:59)
– Calle de Palma 48 numaradaki yerel kahveci Toma Café
Palacio Real
Palacio Real
– Calle Infantes 30 numarada konuşlanmış tapas mekanı El Tigre
– Libros y vinos diyen meraktan öldüğüm kitap okunan şarapçı Tipos Infames
– Turistik olmayan hediyelik eşyalar alabileceğiniz ve de kahve içebileceğiniz La Central
– Güzelim kafe Delic
– Tasarım harikası mekan DO
IMG_0210
Gran Vía
SONSÖZ KRALLARIN BU KEZ!
Kralların meskeni Madrid’i tanımlamak için kelimeler yetmiyor. Güzel şehir, keşfetmesi ve yaşaması eğlenceli ancak sürekli olarak değil. Nihayetinde yine İstanbul kaosunu anımsatıyor size. Yoruyor ve o dingin ruh halini asla vermiyor. İstanbul mu yoksa Madrid mi deseniz yaşamak için, şüphesiz Madrid derim ve SANAT en geçerli sebebim. Madrid’e ara sıra uğrayıp havasını solumak gerek, İspanyolca konuşup birkaç gün atmosfer değişikliği yaşayıp müzeleri arşınlamak ve sokaklarında kaybolmak gerek. Mutlaka bir gün geçeceksiniz bu şehirden diyor, bilet almak için sizi havayolu şirketleriyle baş başa bırakıyorum.
Havayolu demişken! 1 Mart – 30 Nisan arasında geçerli olmak üzere THY Wingo kampanyası başladı bile, elinizi çabuk tutarsanız 189 euroya Madrid-İstanbul gidiş-dönüş biletinizi cebinize atarsınız;)
20150204_143821

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s