Yeşil ve gotik : Kopenhag

 

img_7475
Nyhavn / København, Danmark

Çok değil daha geçen sene İz Tv’de Işıl Bayraktar’ın Kopenhag belgeseliyle karar verdim bu şehri görmeye. Yeşil başkent, öncelikle caz ruhu ve yaşayan insanları sonra Christiania özerk bölgesi ve akabinde hayatı deneyimleyerek öğreten anaokulundaki eğitim sistemiyle etkiledi beni. Eylül ayında önce Amsterdam sonrasında da Kopenhag için bilet aldım üstelik Noel dönemine de denk geldiği için biraz daha heyecanlanarak.

Velhasıl 2016’nın son günlerinde ilk İskandinavya deneyimim olan şehre ayak basmış oldum. Yanlışlıkla first class aldığım ara uçuşun ardından zaten keyiften dört köşe halde indim København Lufthavn(Kopenhag Havalimanı)‘a. Gişedeki hanıma şehir merkezine gitmek istediğimi söyleyince 36 DKK karşılığında bir bilet uzattı bana. Tren sistemleri enteresan, herhalde adamlar çok iyi ve biz anlayamadık olayı diye yorumladık aramızda. Tarif edilen perona indik, tren geldi ve yaklaşık 12 dakika sonunda kendimizi Kopenhag şehir merkezinde bulduk. Otelimiz Tivoli’ye yakındı ama tren garına da bu denli yakın olduğunun farkında değildim!

IMG_20161227_175602.jpg
Tivoli / København, Danmark
IMG_20161226_211158.jpg
Tivoli / København, Danmark

 

IMG_7441.JPG
Tivoli / København, Danmark
IMG_20161226_211328.jpg
Tivoli / København, Danmark

Çok az bir yürümenin ardından otele vardık… Oteldeki görevli, fırtına uyarısı yapıldığını söyleyerek geceyi otelde geçirmemizi tavsiye etti ancak elbette ki benim ilk gece adına bambaşka planlarım olduğu için yola koyulduk. Hedefimiz Tivoli’ydi; 24-31 Aralık arası yeni yıl ve Noel’e özel her akşam havaifişek gösterisi olacaktı. Fırtına uyarısı nedeniyle iptal olup olmadığını öğrenmek için güvenlikle konuştuk ve henüz öyle bir durum olmadığını ve bir aksilik olmazsa 21:00’da gösterinin gerçekleşeceğini söyledi. Saat daha erken ve inanılmaz farklı bir soğuk olduğunu  göz önünde bulundurarak tren garındaki Joe&The Juice’ta birer kahve içip ısınalım istedik. George Michael’ın ölümü nedeniyle Careless Whisper çaldı önce sonra Michael Jackson gecesi yaptık baristalar ve biz 🙂 Kopenhag’ta hava erkenden karardığı için saat 19:00’da bile gece yarısı hissiyle el ayak çekiliyor. Biz de havaifişek gösterisine yakın bir zaman Tivoli’ye girelim diye beklerken farkında olmadan güzel bir yere oturmuş olduk. Kafenin tren garında olması; gelip geçen insanları izlemek, evsizlerin polisle ve insanlarla olan diyaloglarına şahit olmak şehri hissetmenin güzel bir yoluydu kesinlikle. Can sıkan tek şey her şeyin inanılmaz pahalı olmasıydı. Markete – hatırlarsın 7Eleven- su almak için girdiğimizde kronları hesaplarken 330ml bir suyun yaklaşık 5 euro’ya karşılık geldiğini anlayınca biraz korkmadık değil açıkçası. Sonra Joe&The Juice‘ta bir orta boy kahveye 30DKK yani 4euro civarında bir ücret ödedik. Düşünceli bakışlar, fonda Dirty Diana ve önümde fotoğraf makinemle not aldığım defterim, Vincent kalemim Tivoli’yi beklemeye koyulduk. Nihayet kişi başı 120DKK ödeyerek Tivoli‘ye giriş yaptık. Tivoli, nihayetinde bir lunapark. Ancak normalde nasıldır bilemem ama yeni yıl ve Noel’e özel olarak inanılmaz güzel süslenmiş mini şehir, havaifişek gösterileri, Let it snow şarkısı ile deli gibi esen kuzey rüzgarlarından üstün geldi. Köşe başı her yerde ikram edilen Gløgg nam-ı diğer sıcak şarap, Noel filmlerinden fırlamış inanılmaz kış dekorları, sevimli kafeler ve ışıklarla büyüleyici bir masal şehri gibiydi. Fotoğraf çektiğim için parmaksız eldiven kullanıyorum ancak hayatımda ilk defa soğuktan canım yandığı için makineyi bir kenara bırakıp kendimi hediyelik eşya dükkanına attım. Eğer açıkta kalan bir yerin varsa değme haline! Diyorum ya anlatılmaz yaşanır; değişik bir soğuk.

IMG_20161228_122434.jpg
Merkez Tren İstasyonu / København, Danmark
IMG_7431.JPG
Tivoli / København, Danmark

Tivoli’yi de görünce minik bir şehir yürüyüşü yapalım dedik akıllanmayıp. Not aldığım Mikkeller bara gidip döneme özel hazırlanan Xmas beer yani Danca Julebryg deneyecektik ancak kalabalıktan içeriyi göremedik bile. Her okuduğuna inanmayacaksın! Biz de sert soğuğun yorgunluğuyla otele dönüp erkenden kalkmaya ve gün ışığında yola koyulmaya karar verdik.

İliklerimize kadar ısınıp güzel bir uyku çektikten sonra sabah için ilk durağımız Kopenhag’ın meşhur kruvasancısı Lagkagehuset idi. Şehrin meşhur alışveriş caddesi Strøget’in hemen başındaydı da pek fazla yürümeden karnımızı doyurduk. Üç adet kruvasan ve iki kahveye 120DKK yani 60TL ödedik; kronlar 100’er 100’er eksiliyordu cebimizden. Caddeyi sonuna dek yürüdük. İnanılmaz güzel tasarımcılar var Danimarka’da; nordik dünya bir cennet. Kıyafetlerinden ev eşyalarına, takılarından ıvır zıvırına kadar her şey özgün çizgiler taşıyor. Strøget’in bitimiyle meşhur Kopenhag fotoğraflarının çekildiği sembolik liman Nyhavn’a vardık.

IMG_20161227_100327.jpg
Lagkagehuset / København, Danmark

Nyhavn, 17.yy’da şehri limanla birleştirmek için yapılmış bir kanal aslında. Fotoğraflarda görünen Nyhavn 17 adlı sarı bina ise şehrin sembolü; şimdilerde ise otel olarak hayatına devam ediyor. Tabii bir de şehre gelen turistlerin arka planı olarak.

IMG_7468.JPG
Nyhavn / København, Danmark

 

 

Nyhavn’dan Chistianshavn adlı bölgeye geçiyoruz. Köprüden bizi ilk selamlayan ünlü NOMA binası oluyor. Noma, iki Michelin yıldızlı dünyanın en iyi restaurantı ünvanını taşıyor. En az altı ay öncesinden rezervasyon yapılması gerekiyormuş; biz yanından geçinmekle yetiniyoruz. Restaurantla ilgili detaylı bilgi edinmek için sitesine bakabilirsin; linki adına koydum. 2015 yılında restaurantın bir de belgeseli çekildi; fragmanı burada. Ben henüz izlemedim ama yakında izlenecekler listemde beklemede.

IMG_20161227_112900.jpg
Vor Frelsers Kirke / København, Danmark

Noma’dan biraz uzaklaştık ve nihayet Christianshavn’dayız. Bisikletleri görünce bohem ruhu hissediyor ve Christiania’ya yaklaştığımızı anlıyoruz. Christianshavn oldukça sakin bir bölge. Devasa bir kilise karşılıyor bizi; Vor Frelsers Kirke. Ziyaretçisi oldukça yoğun. 1660 yılında uzun ve kanlı savaşların ardından inşa edilmiş ve yapımı 14 yıl sürmüş. Barok tarzındaki kilise Danimarka standartlarına göre oldukça büyük ölçülere sahip. Hemen önünde krepçi var; onun da müşterisi bol. Fotoğraf çektikten sonra haritaya bakınca hedefimiz Christiania’nın biraz geride kaldığını farkedip rotamızı değiştiriyoruz.

IMG_20161227_115638.jpg
Christiania / København, Danmark

Sonunda Christiania’dayız! Bu özerk bölgeyi görmek, ziyaret etmek en büyük hayallerimizden biriydi. Girerken yine de biraz tedirginim. Mahallenin genelinde fotoğraf çekmek ve koşmak yasak! Koşmaya niyetim yok fakat fotoğraf çekmek için can atıyorum. Makinem çok dikkat çekeceği için çantaya atıp telefonumla çok da abartmadan fotoğraf çekiyorum. Özellikle Pusher Street adlı ana caddelerinde bolca illegal satış yapıldığı için fotoğraf çekmeme kuralı biraz daha sert. O civarı yalnızca gözlemliyorum. Bazı turistik atılımlar da yok değil tabii. Takı yapıp satanlar, Bob Marley bereleri, Christiania tişörtleri… Yine de güzel göndermeler var; misal Mor Rock Cafe. Marx yaşasa gözleri dolar mıydı bilmem ama nihayetinde komün bir yaşam mevcut. Marijuna satışı yasal değil ancak polis göz yumuyor duruma. Koşmak yasak çünkü polis dönem dönem mahalleye baskın yapıyor ve koşmak bir çeşit uyarı niteliğinde marijuanacılar için. Birçok kaynakta ise Danimarka’nın Amsterdam’a verdiği cevap diye geçiyor Christiania. İlginç bir yer, gördüğüm ve havasını soluduğum için evrene teşekkürlerimi gönderip şehir merkezine geri dönüyorum.

IMG_20161227_114216.jpg
Christiania’da temel kurallar / København, Danmark
IMG_20161227_114950.jpg
Christiania / København, Danmark
IMG_20161227_115225.jpg
Christiania / København, Danmark
IMG_20161227_115418.jpg
Christiania / København, Danmark
IMG_20161227_113638.jpg
Christiania / København, Danmark

Sırada ise kontrast olarak saraylı bölge var. Böyle diyorum çünkü sokaklar sınıf atlıyor bir anda. İnanılmaz bir ihtişam, düzen, aristokrasi beliriyor. İlk ziyaretimiz Amalienborg Sarayı’nın devasa meydanına. Not almama rağmen 12:00’daki nöbet değişimine denk geliyoruz resmen; unutmuşum. Amalienborg’un hemen karşısında da rokoko tarzındaki mimarisi ve cüsseli kubbesiyle Frederik Kilisesi selamlıyor bizi. Kopenhag’da her şey ya Frederik ya da Andersen malum. Bu kiliseyi görünce aklımıza hemen Roma’da ziyaret ettiğimiz San Pietro Bazilikası geliyor. İskandinavya’nın en büyük kubbesi muhtemelen San Pietro’dan esinlenerek inşa edilmiş. Neyse. Telefonumun da şarjı bitince navigasyonla değil de önceden deli gibi çalıştığım harita dersime ve içgüdülerime güvenerek ilerliyoruz Frederiksstaden adlı bölgede.

IMG_7502.JPG
Amalienborg ve Frederik Kilisesi / København, Danmark
IMG_7488.JPG
Amalienborg’ta nöbet değişimi / København, Danmark

Sahilden yürüyünce önce tasarım müzesi ardından da Davut heykelinin replikasıyla karşılaşıyoruz. Hava buz gibi, güneş var ama donuyoruz. Bir hayli yürüdükten sonra Kastellet’e varıyoruz. Kastellet, sanırım Kopenhag’ta beni en çok şaşırtan yer. Yıldız şeklinde bir kara parçasının üzerine kurulu bir kale, göz alabildiğine yeşillik, huzur, heykeller, tarihi bir yel değirmeni… Masal yaşıyorum yine. 1664 yılında inşa edilmesine karşın günümüze çok iyi korunarak ulaşmış. Kastellet’i çevrelerken ünlü denizkızı heykeli ile de tanışıyoruz.  Andersen’in masalı ünlü Danimarkalı heykeltraş Edvard Eriksen sayesinde vücut bulup şehrin simgesi haline gelmiş. Heykeli fotoğraflarken İspanyol bir turist kafilesinin işgali nedeniyle hayli zorlanıyorum.

IMG_20161227_131420.jpg
Küçük Denizkızı Heykeli – Edvard Eriksen / København, Danmark

Kastellet’in içine doğru ilerliyoruz. Patikalardan tırmanıp ahşap köprülerden geçiyoruz. Öğlen güneşi Kopenhag’ı yıkarken müthiş bir dinginliğin içindeyiz üstelik de şehrin göbeğinde. Kastellet bitince Esplanaden’e varıyoruz. Bredgade’deki Originals Coffee‘den çekirdek kahvemi alıyorum denemek için. Tercihim Guatemala. 250gram çekirdek kahve için 77DKK ödüyorum. Kafede oturasım var ancak vaktimiz yok. Yola devam.

IMG_7520.JPG
Kastellet / København, Danmark

Navigasyona ulaşmak için telefonumu şarj etmem gerekiyor ama öncesinde karnımızı doyurmak şart. Güzeller güzeli kafe Atelier’s September‘ı bir şekilde buluyoruz. Danimarkalılar’ın ünlü yiyeceği smørrebrød yiyeceğiz. Fakat kafe tıklım tıklım olduğu için girmemizle çıkmamız bir oluyor. Civardaki hiçbir kafeye adım atamıyoruz. Sanki tüm Kopenhag bir anda kafeleri istila etmiş. Utanarak söylüyorum ve içim hala acıyor ama öğle yemeğimizi Domino’s’ta yiyoruz. Bir büyük boy pizza için 59DKK ödüyoruz. Pizza da berbat! Neyse!

IMG_20161227_132920.jpg
Kastellet / København, Danmark

Biraz dinlenelim diye Strøget’teki Baresso‘ya oturuyoruz. Yer bulabildiğimiz tek kafe. Resmen köşe kapmaca oynuyoruz. İki filtre kahveye 60DKK ödüyorum ve bardaklar yıkanmamış. Mücadele edecek gücüm yok; gidip karton bardak istiyorum yalnızca. Zaten baristaların da çok umrunda değil. Baresso, Kopenhaglılar’ın Starbucks’ı diyebiliriz. Sirkülasyon güçlü. Isınıp telefonumu şarj ediyor, tesadüf eseri bulduğumuz pencere önü masada Strøget’i izliyoruz. Saat 15:30 ve hava kararmaya başlıyor derken 16:00’da ise gece moduna geçiyoruz. Dükkanlar da çok geç kapanmadığı için en azından karanlık çökünce hediyelik eşya işlerimi halledeyim diye caddeyi turlamaya başlıyorum. Yine hayatımda ilk defa hediyelik eşya dükkanlarında bir şey beğenemiyorum, beğendiğim tek tük ürün de mücevher değerinde olunca almadan çıkıyorum. Nihayet caddeyi sonlandırırken bir dükkandan magnetlerimi alıyorum. Üç magnet 14 euro’ya karşılık geliyor. Soğuk su içeceğim ama o bile pahalı! Hediyelik demişken, Strøget üzerinde bolca hediyelikçi var. Townshop en iyisi ama en pahalısı. Danish Souvenirs çok turistik ama çok da seçenek yok ne yazık ki. Son durağım tabii ki TIGER. İspanya’dan delisi olduğum bu ıvır zıvır mağazasına her gidişimde bir servet bırakıyorum. Ancak Kopenhag’taki en ucuz suyun burada olduğunu söyleyebilirim; yalnızca 2DKK.

IMG_7566.JPG
Strøget / København, Danmark
IMG_7557.JPG
Kastellet / København, Danmark

Otele uğrayıp dinlenmek istiyoruz alışverişin ardından. Öncesinde Yunanistan’dan tanıdığım ucuz market Lidl’a uğrayıp su ve bira alıyoruz. İnanması güç ama bira, sudan ucuz gerçekten. 6’lı Carlsberg’e memleketinde 6DKK yani 3TL ödüyoruz. Biraz otelde dinlenmenin ardından Mikkeller’de şansımızı deneyelim diyoruz. Noel birası içeceğiz ama yine dolu! Sinirlenip daha detaylı bir araştırma yapuyorum Vesterbrogade’de yürürken. Karşıma Fermentoren ismi çıkıyor bir şekilde. Yerel bir biraevi. Uçarak gidiyoruz çünkü bizim mahalle Vesterbro’da! Vesterbro, Kopenhag’ın bohem semtlerinden. Graffitilerle dolu, pek güzel havası var. Kafeleri, barları gidilesi. Fermentoren‘e varınca anlıyoruz ki burası aradığımız yer. Bizden başka turist yok. Herkes belli ki Kopenhag’ın yerlisi. İçerisi çok kasvetli ama inanılmaz güzel. Barın sahibi bizimle yakından ilgileniyor. Detaylıca açıklıyor tüm çeşitleri. Birkaçının tadına bakıyoruz ve 5 ile 24 numarada karar kılıyoruz. Bir büyük bira 50DKK. Biralarımızı alıp dışarı çıkıyoruz. Isıtıcılar olduğu için rahatla mis gibi kuzey havası alıyoruz biralarımızı yudumlarken. Haritadaki konumumuza bakıp mutlu oluyoruz. Kuzeydeyiz! Hayalini kurduğumuz yerlerden birinde, bir akşam yerel biraların tadına bakıyoruz lokal bir barda. Daha keyifli bir an var mı?

IMG_20161227_211622.jpg
Fermentoren / København, Danmark
IMG_20161227_212234.jpg
Fermentoren / København, Danmark

Ertesi sabah erkenden yola koyuluyoruz yine. Hedefimiz The Coffee Collective’de kahvaltı ve ardından Rosenborg Sarayı. Neyse ki ikisi de yakın. Planlamamız ve zamanlamamız bu seyahatte gerçekten inanılmazdı. Dersime iyi çalışmam çok işimize yaradı.

IMG_20161228_094945.jpg
The Coffee Collective, Torvehallerne / København, Danmark
IMG_20161228_112313.jpg
Torvehallerne / København, Danmark

Otelden yürüyerek 25 dakikada Torvehallerne‘e varıyoruz. The Coffee Collective‘in bir şubesi de burada. The Coffee Collective neden bu kadar iyi? Çünkü arkasında dünya barista şampiyonu Klaus Thomsen var.

Torvehallerne ise, bizim Madrid’deki Mercado de San Miguel tarzı bir yer. Bayılırım! The Coffee Collective’de inanılmaz bir kuyruk var sabah saatlerinde, hemen yanındaki kruvasancıya oturalım diyoruz : Lauras Bakery. Danimarka’nın tarçınlı çöreği kanelsnegle tadıyoruz. Bayılırım! Danimarkalılar çöreklerine genel olarak wienerbrød adı veriyor; tarçınlılar başrolde. Bayıla bayıla yiyorum hepsinden. Kahvaltımız bitince sıraya girip The Coffee Collective’den kahvelerimizi alıyoruz. Diğer kahvecilere göre biraz pahalı ama pek leziz kahveler. Çıkarken bir de 250gr’lık Kenya çekirdeğimi alıyorum ve 108DKK ödüyorum. Keyfim oldukça yerinde.

IMG_20161228_110046.jpg
Rosenborg Sarayı / København, Danmark

Sırada Rosenborg Slot nam-ı diğer Rosenborg Sarayı var. Sarayın açılışına denk geliyoruz. Hiç kuyruk yok. Giriş ücreti kişi başı 105 DKK. Bu biletle yalnızca  sarayı ve hazine dairesini gezebiliyorsun. Bizim için yeterli çünkü vaktimiz kısıtlı. Rosenborg, mimarisiyle çok ihtişamlı yükseliyor. Bahçesi inanılmaz güzel; Kongens Have yani King’s garden. Ancak gördüğüm diğer saray ve şatolara kıyasla biraz daha kasvetli. Fakat oldukça geniş bir koleksiyona sahip. 45 dakika içerisinde sarayı ve hazine dairesini geziyoruz. Arta kalan 15 dakikamızı da bahçesine ayırıyoruz çünkü gerçekten muhteşem! Yazın nasıl güzeldir diye geçiriyoruz içimizden ve  fotoğraf çekmekle yetiniyoruz.

IMG_7515.JPG
Davut / København, Danmark
IMG_7508.JPG
Frederik Kilisesi / København, Danmark
IMG_20161227_121322.jpg
Nyhavn / København, Danmark
IMG_20161227_120313.jpg
Christianshavn / København, Danmark

Kısa kısa KOPENHAG : 

  • Şehir çok pahalı gerçekten; Paris yanında ucuz kalıyor.
  • Havaalanından şehir merkezi 36DKK ve 12 dakikada varıyorsun. 3 numaralı perondan bineceksin.
  • Şehir merkezinde vardığın nokta Tivoli’nin hemen karşısında; tavsiyem gara yakın bir otel ayarlaman. Üstelik buradaki bölgeye Vesterbro adı veriliyor ve gerçekten keyifli bir semt.
  • Tivoli, özellikle Noel dönemiyse gerçekten görülmesi gereken bir yer. Noel dönemi değilse bile gündüz yerine akşam saatleri ziyaret edilmesi daha güzel olacaktır.
  • Şehirde elbette çok market var göreceğin; öncelikle 7Eleven, Fakta, Lidl ve daha niceleri… Tavsiyem suyunu Lidl’dan veya Tiger’dan alman.
  • Bizim kaldığımız Saga Hotel iki yıldızlı ve yeri inanılmaz iyiydi. Personel de yardımcı. Tek problem paylaşımlı banyolu odada kalmaktı ama bence kısa süreli konaklamalarda sorun olmayacaktır. Biz iki gece için iki kişilik odaya 540 TL ödedik.
  • En ucuz yemek için Sunset Boulevard adlı burgerciye gidebilirsin. Merkez tren garından şehrin her yerine kadar görebilmen mümkün. Tavsiyem The Original Burger. Patatesleri çok başarılı değil. İçecek sınırsız.
  • Merkez tren garı bence vakit geçirmek için çok güzel bir yer. Seviyorsan Starbucks da var. Hatta Upper Crust’ı bile görebilirsin. Bir de Kopenhag’ın meşhur kafesi Joe&The Juice var ki en güzeli.
  • Kahvaltı için adres Lagkagehuset olmalı. Her yerde şubesi var. Kopenhag’ın her yeri gibi pahalı ama leziz.
  • Amalienborg Sarayı’nın meydanında her gün saat 12:00’da nöbet değişimini izlemen mümkün.
  • Kastellet, mutlaka güzel havalarda gezilmeli; giriş ücretsiz.
  • Gothersgade, dolaşılması gereken bir cadde. Hatta bence Strøget’e paraleli olan tüm cadde ve sokaklar gezilmeli.
  • Original Coffee ve The Coffee Collective’de kahvenin tadına bakılmalı hatta seviliyorsa eve çekirdek kahve getirilmeli.
  • Flying Tiger’dan mutlaka alışveriş yapılmalı.
  • En iyi hediyelik eşyalar Strøget’teki Townshop’ta; ancak en pahalıları da orada.
  • En çok karşına çıkacak marketler : 7Eleven, Irma, Fakta ve Lidl.
  • Vesterbro’yu hem gece hem gündüz mutlaka gez; bolca fotoğraf çek.
  • Vesterbro’daki Fermentoren’e mutlaka uğra; çok vaktin varsa ve yer bulabilirsen Mikkeller’i de deneyebilirsin. Viktoriagade’de.
  • Nørrebro bölgesi de pek keyifli; keyifle gezilmeli.
  • Her yerde inşaat ve çalışma olması biraz can sıkıcı ama o bile düzenli.
  • Soylu sınıf bence çok fazla ön planda.
  • Vakit varsa Rosenborg yakınlarındaki Jeoloji Müzesi ve Botanik Bahçesi mutlaka görülmeli.
  • Bir sabah Torvehallerne’e gidip kahvaltı edilmeli, etraf gözlenmeli.
  • Mutlaka mobil veri kapatılmalı, Vodafone Red tarifesi Kopenhag’ta ne yazık ki geçerli değil.
  • Kopenhag, iki buçuk günde gezilebilir. Yani cumayı bağlarsan uzun haftasonu kapsamında rahatça şehri görebilirsin.
  • 15:30’da hava kararmaya başlıyor kışın, erkenden yol almakta fayda var.
  • Sabah çok erken saatlerde sis olabiliyor, bu seni korkutmasın; saat 10:00 gibi her şey normale dönüyor.
  • Dükkanlar en geç 20:00 gibi kapanıyor en işlek caddelerde bile. Elini çabuk tutmakta yarar var.
  • Ben gidemedim ama sen gidersen benim için Glyptoteket Müzesi ve Designmuseum’a mutlaka uğra. Aklım oralarda!
  • Wienerbrødlerden ve smørrebrødlerden mutlaka ye.
  • Bir akşam rastlarsan gløgg iç.
  • Kahvaltılarından birini Mayers Bageri’ye ayır; Nyhavn’a çok yakın.
  • Benim için Atelier’s September’da otur; bir şeyler ye-iç.
  • Yazın gidersen park ve bahçelerin tadını çıkar.
IMG_7453.JPG
Hotel D’anglaterre / København, Danmark
IMG_20161227_104821.jpg
Nyhavn / København, Danmark

SONSÖZ : 

Bir daha Kopenhag’a yolum düşer mi bilmiyorum ama düşerse mutlaka CAZ için olacaktır! İçimde kaldı; caz kulüplerine gidemedim ama kim bilir belki bir yaz caz festivaline gider göremediklerimi de görür öyle dönerim!

O zamana dek farvel fra København! 

IMG_7461.JPG
Andersen’in memleketi / København, Danmark
IMG_20161227_121335.jpg
København, Danmark

 

 

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s