Bisikletli güzel : Amsterdam

IMG_20161224_160521.jpg
Amsterdam
cof
Utrechtstraat’a giderken / Amsterdam

Anlatması hem en zor hem de en kolay seyahatlerimden biri oldu Amsterdam. Bu durumu en son Barcelona yazımı yazmadan önce yaşamıştım. Nasıl yapacağım nereden başlayacağım derken sayfalarca bir yazı çıkıvermişti ortaya; pek de güzel olmuştu. Velhasıl on gündür rafta bekleyen Amsterdam da artık satırlardaki yerini almaya hazır; nitekim ben de on gündür flashbacklerle yaşıyorum ruhen Hollanda denen güzelim memleketten dönemediğim için.

İtiraf etmeliyim ki Noel tatilimde en çok gitmek istediğim yer Kopenhag’tı. Nedense Amsterdam ikinci sırada geliyordu. Sanırım adını çok fazla duyduğum aşırı turistik bir şehir olduğu için, merak ediyordum fakat gidip görmek için ölmüyordum açıkçası.

IMG_7352.JPG
Rijskmuseum – Hang çalan genç

Geçmek bilmeyen aylar geçti, uçuş günü geldi ve nihayet inanılmaz yoğun bir haftanın ardından tatilimin başladığı cuma geceme renk kattı bu olağanüstü şehir.  15 dakika içerisinde de gerçek anlamdaki evimize vardık Amsterdam’da. Algılarım ve etrafıma bakışlarım kesinlikle eş zamanlı değildi. Film karesini izliyor muydum yoksa oyuncu ben miydim tam olarak emin olamıyordum. Amsterdam-Noord adında gerçek olması güç bir muhitteydi evimiz. Ütopyalar şehrine hoşgeldiniz! Semtin kendine ait pazarı, restaurant ve marketlerin bir arada olduğu sevimli bir meydanı, dizi dizi barları, tasarım butikleri vardı. Buraya banliyö diye yerleşip bildiğimiz banliyö kelimesinin anlamını değiştirdik bu seyahatimizde.

Güzeller güzeli evimizin şaşkınlığıyla moka potta demlediğimiz ilk yorgunluk kahvemizin tadı damağımda hala ve muhtemelen yıllarca da kalacak.

Eşyalarımızı bırakıp gece yarısı bir şeyler yemek ve almak(!) için şehir merkezine geçtik mini feribotla.

IMG_7361.JPG
Amsterdam
IMG_7363.JPG
Amsterdam kanal evleri
IMG_7368.JPG
Bisikletler ve kanal evleri / Amsterdam

Mini feribot? Üzerinde yalnızca yayaların ve bisikletlilerin olduğu, Amsterdam Centraal yani merkez tren istasyonunu Amsterdam-Noord kısmına bağlayan ücretsiz ulaşım aracı. Karşıya geçmek bir dakikadan bile az bir zaman alırken feribotlar da doğru orantılı olarak çok sık hareket ediyor. Biz geçiş için kaç kez kullandık hatırlamıyorum bile. Gerçekten oldukça pratik bir yöntem, aklında olsun!

IMG_20161224_093646.jpg
Mini feribot ücretsiz, insanlar birbirine yol veriyor, izdiham olmuyor, karşıya geçmek bir dakika sürmüyor ve beş dakikada bir feribot oluyor : elbette yalnızca Amsterdam’da

Şehir merkezi cuma gecesi nedeniyle oldukça hareketliydi. Fakat saat biraz geç olduğu için Haarlemerstraat ve civarındaki tüm sokaklarda tek rağbet coffeeshoplara yönelik olduğundan yemek yiyecek doğru düzgün bir restaurant bulamayınca üzülen adımlarla Burger King’e girmek zorunda kaldık. Ben zaten patates yeme niyetiyle girdiğim için beklentilerimin inanılmaz üzerinde bir yemekle karşılaştım ve bu nedenle bu bilgiyi vermeden geçemeyeceğim. Öyle Burger King patatesi deyip geçme; git ve ye. Sosları bile güzel memleketin. Zaten her köşe başında bulduğun her patatesçiye kendini teslim edebilirsin. Patates aşkı büyük olan ben, mest oldum Amsterdam’da.

Yemek işimizi hallettikten sonra yeşillikleri de görelim dedik elbette 😉

Amsterdam’daki evimizi nasıl bulduk? Okumak için buraya tıkla.

IMG_7390.JPG
Bisiklet garajı / Amsterdam

AMSTERDAM ŞEHİR TURU

Van Gogh’la erkenden randevumuz var; saat 10:00’da. Erkenden yola koyulmak için bizim Fransızlar’ın brioche ekmeğinden bir parça atıştırıp kahvemizi hızlıca yudumladıktan sonra serin ama açık bir Amsterdam sabahına başlıyoruz. Gece karanlığında flu olarak görüp de beğendiğimiz mahallemize gündüz gözüyle aşık oluyoruz resmen.

IMG_20161226_092649.jpg
Güzeller güzeli mahallemiz Amsterdam-Noord
cof
Bizim mahalle Amsterdam-Noord

Bizim mini feribotla merkeze geçtikten sonra Amsterdam maceramız tam anlamıyla başlıyor. Kapıda uzun kuyruklar beklemeyip kısa seyahatimizi tasarruflu yönetelim diye gireceğimiz müze ve gerçekleştireceğimiz etkinliklerin biletlerini gitmeden önce internetten alıyorum. Maddi manevi çok faydasını gördüm; şiddetle tavsiye ederim. Ödeme kısmı da gitmeden önce bitip gitmiş oluyor; tadından yenmiyor oralarda euro ile cebelleşirken.

IMG_20161224_100350.jpg
Van Gogh’la randevumuza yetişmeye çalışırken / Amsterdam

İlk hedefimiz bahsettiğim gibi Van Gogh Müzesi. Gmaps’ten bakıyoruz, yolumuz dümdüz görünüyor. Çabuk gideriz diye düşünüp yürümeye karar veriyoruz. Biz çokça ilerlesek de navigasyonda bizi gösteren nokta bir türlü ilerlemek bilmiyor. Meğer Amsterdam Centraal’dan başlayıp Museumplein denilen müzeler bölgesine varmak yürüyerek gerçekten 45-50 dakika civarında sürüyormuş. Giderken tek bir korkumuz var; o da biletimizdeki saat geçtiği için müzeye alınmayıp yeniden sıra beklemek zorunda kalmak.

Her şeye rağmen huşu içinde yürüyoruz. Amsterdamlılar henüz güzel cumartesi sabahına uyanmamış; sokaklarda tek tük insan, biraz satıcı ve yeni yeni açılan dükkanlar… Gözlerim filtreli bakıyor etrafa sanki; dinginliği mi beğensem, sarışın ve beyaz tenli insanların güzelliğine mi hayran kalsam, her sokağın ama her sokağın bir diğerinden daha güzel oluşuna mı aşık olsam yoksa kısa bir süre sonra (uzun zamandır hayalini kurduğum) Van Gogh’la tanışacak olmama mı heyecanlansam bilemeden yürüyorum karmaşık duygular içerisinde. Fotoğraf çekmekten kendimi alamıyorum. Sürekli arkama bakarak yürüyorum geçtiğim yolların gerçek olma ihtimalini göz ardı ederek. Randevu saatimize çoktan geciktiğimizi fark edince daha da yavaşlıyoruz; nasılsa olan oldu diye düşünerek. Fakat saatle ilgili hiçbir sorun yaşamıyoruz. Gecikmemize rağmen hiç sıra beklemeden içeriye girip sırt çantalarımızı vestiyere bırakıp Van Gogh’la tanışmaya gidiyoruz.

Van Gogh Müzesi çok büyük bir müze değil. Ona rağmen her şeyi okuyup dikkatlice gezdiğimiz için bir buçuk saatte ancak bitirebiliyoruz müzeyi. Giriş katında Van Gogh’un otoportreleri ve portreleri mevcut. Kardeşi Theo ve ressam olmaya karar veriş hikayesini öğreniyorsun. Ana salon ikinci kat. Tüm sanat kitaplarından bildiğin ‘Sunflowers’, ‘Potato Eaters’, ‘Almond Blossom’ ve ‘The Bedroom in Arles’ selamlıyor seni. Yine gözlerimin mutluluktan dolduğu anlardan.

Yoğun bir şekilde seyahat etmeye başladığımdan beri biraz da görmek istediğim sanatçılara yönelik belirliyorum rotamı. Merak ettiğim sanat eserleri kamçılıyor planlarımı. Elbette salt sanat üzerine hareket etmiyorum ancak kesinlikle belirleyici unsurlardan bir tanesi. Mutluluk ve şaşkınlığın, beğeniyle hayranlığın karıştığı bir duygu seli içerisinde müzeden ayrılıyoruz. Daha ilk durağımızda ‘keşke üç değil de beş gün kalsaydık’ bu şehirde diye geçiriyoruz içimizden.

Van Gogh Müzesi kişi başı giriş ücreti : 17 euro.

IMG_20161224_120927.jpg
Heineken Experience / Amsterdam

IMG_20161224_121730.jpg

Heineken Experience / Amsterdam

IMG_20161224_121756.jpg

Heineken Experience / Amsterdam

IMG_20161224_122134.jpg

Heineken Experience / Amsterdam

IMG_20161224_122618.jpg

Heineken Experience / Amsterdam

IMG_20161224_131056.jpg

Amsterdam manzaralı teras finali / Heineken Experience / Amsterdam

Sırada ikinci randevumuz var : Gerard Adriaan Heineken. Önceden aldığımız biletlerimizle meşhur ve aşırı turistik ‘Heineken Experience‘ını yaşamaya hazırız. Önce maceramıza biranın tarihsel gelişim süreci ile başlıyor ve üretim aşamaları ile ilgili bilgi edinerek devam ediyoruz. Dileyenler öğütme aşamalarında bizzat rol alabiliyor. Çıkışa yaklaşırken son aşamalardan biri de simülatör oluyor. Biranın üretim sürecinde bilfiil bira oluyorsun. Biraz çalkalandıktan sonra sıra bira tadımına geliyor. Bira tadım uzmanı iyi bir birayı nasıl anlayacağımız konusunda bize bilgiler veriyor ve ardından tüm salon ‘Cheers!’ nidalarıyla salonu inleterek birasını içip lounge bar kısmına geçiyor. Buradaki geniş ekranlarda Heineken’ın eski reklam filmlerini izlemek mümkün. Lounge barın ardından girişte kolumuza takılan bilekliklerle terasa çıkıp iki bira daha içerek Amsterdam manzarasının tadını çıkarabileceğimizi söylüyorlar.Sürekli mutluluk sarhoşu oluyoruz bu şehirde! Eğlenceyle geçen yaklaşık bir buçuk saatin ardından Heineken Experience’tan ayrılıyoruz. Heineken Experience, biraseverler için kesinlikle yapılması gereken bir aktivite. Ancak birayla arası olmayanlar için pek bir şey ifade etmeyebilir. Amsterdam için bir zorunluluğu kesinlikle yok ama ben kendi adıma gerçekten çok iyi vakit geçirdiğimi söyleyebilirim.

Heineken Experience kişi başı giriş ücreti : 16 euro.

cof
Omelegg – De Pijp / Amsterdam
dav
Omelegg – De Pijp / Amsterdam
cof
Omelegg menümüz Spicy Mariachi – De Pijp / Amsterdam

Heineken binasından köşeyi dönüp güzeller güzeli bohem semt De Pijp’a varıyoruz. Karnımız aç ve enerjimizin çoğunu tüketmiş haldeyiz. Defterime yazdıklarımdan biliyorum ki Omelegg bizi bekliyor oralarda bir yerlerde. Burası, tam bir omlet cenneti. Her çeşit omlet, müthiş taze içecekler ve elbette çay-kahve var. Menüye buradan ulaşabilirsin. Biz tercihimizi Spicy Mariachi ile zencefilli portakal-elma-havuç suyundan yana yapıyoruz. Enfes! Karnımızı doyurduktan sonra De Pijp’ın güzel sokaklarında yürüyoruz. Çekirdek almak için not aldığım kahveci Coffee & Coconuts çıkıyor önce karşıma. 250 gramlık Etiyopya’dan yana kullanıyorum hakkımı ve 8,5 euro ödüyorum. Türkiye ile çok farklı değil fiyat. İlerliyoruz. Rotamız üzerinde güzel vintage mağazası Kiloshop var. Avrupa’da bunlardan çokça var ancak Amsterdam’daki vintage’ların gerçekten iyi ve görülmeye değer olduğunu okuduğum için haritamda iğnelediğim bir yer oluyor Kiloshop. Muhteşem vintage kazaklarla karşılaşıyorum ancak ellerim boş çıkıyorum. Çünkü her şey kiloyla satılmasına rağmen ateş pahası.

IMG_20161224_152924.jpg
Kilo Shop – De Pijp / Amsterdam

Mağaza sahiplerine güzel bir Noel fotoğrafı çektikten sonra misyonumu tamamlamış bir şekilde çıkıp hedefime peynirci De Kaaskamer‘i alıyorum. Böylelikle merak ettiğim 9 Straatjes‘ı da göreceğim. O gün Noel dolayısıyla her yer erkenden kapanıyor. Zaten normalde de kuzey ülkelerde dükkanlar hava çok erken karardığı için erkenden kapanıyor. Özellikle de kış aylarında elbette. 9 Straatjes’ı görüyorum ancak De Kaaskamer’e yetişemiyoruz. ‘Üzgünüz’ diyerek kapıyorlar kapılarını ve peynirimizi alamadan devam ediyoruz. Neyse ki B planımızda Leidsestraat’taki Henri Willig var; o da peynirci. Sanırım De Kaaskamer’e göre biraz daha turistik ama peynirler harika! Bolca tadım yapıyoruz hepsinden. Güzeller güzeli peynir bıçakları ve rendeler alıyorum eve. Taşıyabileceğim birkaç peyniri de çantama yüklüyorum. 380 gramlık bir peynir topu 9,95 euro idi yanlış hatırlamıyorsam. Red pesto ve fıstıklı olanlar gerçekten çok leziz. Ancak unutmadan söyleyeyim buradan mutlaka ballı hardal almalısın. Ben böyle güzel bir hardal yemedim daha önce! Pişmanım yalnızca bir kavanoz aldığım için. Üstelik fiyatı da uygundu; orta boy bir kavanoz 3,90 euro idi. Henri Willig‘de oldukça uzun bir vakit geçirdikten sonra Kalverstraat’a gidiyoruz. Her yer ışıl ışıl; şahane.

IMG_20161224_170140.jpg
Kalverstraat / Amsterdam

Avrupa, Noel’de gerçekten başka güzel. Bu seyahatimizde çeşitli geleneklere de böylece maruz kalıyor; öğreniyoruz. Dam Meydanı’na varıyoruz bu caddenin ardından. Aradaki kanalları ve sokakları anlatmıyorum bile. Amsterdam’da tam 165 kanal ve 1753 adet köprü var.Şehri genişletmek amacıyla 17.yy’ın sonlarında yapılmaya başlanan kanallar, köprüleri ile de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer almakta. Kuzey’in Venedik’i olarak anılan Amsterdam’ın adı da karakterini yansıtıyor anlam olarak. Amstel Irmağı’nın üzerinde kurulu şehir su bendi anlamına gelen ‘dam’kelimesiyle birleşir ve ilk zamanlar Amstelredamme olarak anılır. Zamanla Amsterdam olan son halini alan şehrin kanalları arasında yürümek gerçekten inanılmaz keyifli. Özellikle fotoğraf çekmek için Rijksmuseum’un Amsterdam-Centraal’a bakan yönünde bir üst caddede bulunan bölge gerçekten çok güzel. Her açını kadrajına alabilirsin.

IMG_20161224_154007.jpg
Rijksmuseum – Museumplein / Amsterdam

AMSTERDAM IŞIK FESTİVALİ

Her yıl Aralık ayı itibariyle yapıldığını şehre gidince öğrendiğimiz Amsterdam Işık Festivali kapsamında birçok sanatçı led ışıklar kullanarak Amsterdam kanal ve köprülerinde sanat eserlerini sergiliyorlar. Sembolik lalelerden heykellere ve farklı enstalasyonlara kadar birçok eser bulunmaktaydı. Bu yılki festival ise 1 Aralık – 22 Ocak tarihleri arasında. Detayları merak edenler buraya lütfen.

IMG_20161225_195132.jpg
Amsterdam Işık Festivali / Amsterdam
IMG_20161225_195225.jpg
Amsterdam Işık Festivali / Amsterdam

AMSTERDAM’DA BİR FRANSIZ NOEL’İ

Şehir turumuzu tamamladıktan sonra harika bir Fransız Noel yemeği yemek için evimize gidiyoruz. Rose şarap ve peynirle tokuşturuyoruz önce kadehlerimizi. Ardından kaz ciğeri ezmesi geliyor. Usulüne göre yapıp minik baget ekmek dilimlerine sürerek yiyoruz. Somonu atlamak istemem. Ben pişiriyorum füme sevmediğim için. Kıtır ekmek üzerine tuzlu tereyağı sürüp üzerine bir dilim somon koyup bol limon sıkarak yiyoruz. Ara vermeden konserve ördek, kestaneli meyveler ve fırın patates püresi geliyor. İlginç tatlar ama ne yazık ki ben pek sevmiyorum. Rose’den sonra ballı beyaz şarapla devam ediyoruz. Ana yemekle ise Baron de Lestac adlı kırmızı bir Bordeaux şarabı içiyoruz. Kapanış en sevdiğimden : frambuazlı rulo pasta! Taa Paris’teki bir pastaneden getirmişler. Minik Noel ağacımızdan çok düşünceli Noel hediyelerimize, tatlıyla ikram edilen nane likörüne kadar her şey harikaydı.  (Bana, gittikçe üzerinde ayak bastığım ülkeleri kazı kazan gibi kazıyacağım vintage görünümlü bir dünya haritası almışlar ❤ ) Sabah 03:00’e kadar güzel evimizde sıcacık, özlenen bir ortamda harika vakit geçiriyoruz.

IMG_20161224_220704.jpg
Amsterdam’da bir Fransız Noel’i / 24 Aralık 2016 Cumartesi

BİRAZ DA ALIŞVERİŞ

İtiraf ediyorum Amsterdam’da pek alışveriş yapamadım. Her şey çok hızlı ve yoğun olduğu için her zaman düşünerek ve planlayarak hareket edememiş olmama rağmen gitmeyi istediğim neredeyse her mağaza ve dükkana da gitmeyi başardım. Hava karardıktan sonra geçen vakti Amsterdam gibi kuzey şehirlerde  alışverişe ayırmak çok daha mantıklı. Gün ışığı çok az olduğundan açık hava aktivitelerini erken saatlerde tamamlayıp alışveriş ve kafeye gitme gibi etkinlikleri ise akşamları yapmak anlamlı oluyor gerçekten.

IMG_20161225_210506.jpg
Dille & Kamille / Amsterdam

Hediyelik eşya :

Benim önerim hiç uğraşmayıp tüm hediyelik ve sembolikleri Damrak Straat üzerindeki Amsterdam Experience üzerinden halletmek. Hem fiyat hem paketleme hem de çeşitlilik açısından uygun. Fazla gezmeye gerek yok. Üstelik 9 Straatjes ve Leidsestraat üzerindeki dükkanlar çok daha pahalı; oralara girmene bile gerek yok. Belki magnet bakılabilir; farklı çeşitler için.

Dekorasyon ve kırtasiye :

Dille&Kamille öncelikle. Dekorasyonda en başta vitrinindeki minik kara tahtayla kalbimi kazandı. Noel dolayısıyla kapalı olduğu ve kendisiyle beni buluşturamadığı için içim biraz buruk ama sen denk gelirsen benim için de uğrayıver.

A la carte, cânım Utrechtstraat üzerindeki muhteşem kırtasiye. Kepenkleriyle görebildim haritalar ve seyahat temalı aksesuarlarını vitrinde. Pek üzüldüm. Noel’di, olmadı. Üzgünüz. Bir dahaki sefere diyoruz.

sdr
A la carte / Amsterdam
sdr
A la carte / Amsterdam

Market :

Alber Heijn, Hollanda’nın Migros’u olabilir sanırım. Herhangi birine girebilirsin. Merkezde ara sokaklardan tren garına kadar birçok yerde mevcut. Hollanda’dan alabildiğin kadar sos al derim bu marketlerden. Bir de kendilerinin earl grey çayı da pek başarılı diyebilirim. Calvé bile olsa mayonez al; daha önce mayonez yememişim diyebilirsin. Bir de meşhur fıstık ezmesi sosları var; pek leziz. Genellikle birlikte güzel bir kombinasyon olduğu için tavukla yeniyor. Bir kavanoz da eve getiriyoruz.

Deen ise mahallemizin büyük marketi. Bolca çay alıyorum oradan. Bir de Fishersman’s Friend’in her çeşit şekerini elbette. Kuzey’in şekerleri çok başarılı. Özellikle naneli seviyorsan mutlaka bol bol almalısın. Läckerol benim en sevdiğim. Okaliptusu şahane, salmiak sana kalmış. Özellikle İskandinav ülkeleri ve Kuzey Avrupa ülkeleri arasında pek meşhur tuzlu şeker salmiak aroması denenebilir. Fishersman’s Friend’inkinden uzak durmanı tavsiye ederim. English Tea Shop‘un calming blend ve earl grey’ini alıp getirmelisin evine. Bir de Clipper‘ın hem ginger&lemon’ı hem de earl grey’i şahane, benden söylemesi. Ben bir de çok sevdiğim paketli waffle’lardan da aldım gelirken; Türkiye’de tatlı kahvaltı olarak ısıtarak yiyorum Nutella eşliğinde.

IMG_7377.JPG
Amsterdam / Hollanda
IMG_7355.JPG
Amsterdam / Hollanda
img_7353
Rijskmuseum / Amsterdam

PATATES!!!

Amsterdam tam bir patates cenneti! Onsuz olmaz! Yazımın başında da bahsettiğim gibi Burger King’in patatesi bile güzel memlekette. Asıl racon köşe başı her yerde karşına çıkan külahta patateslerden yemek. Sosu o kadar çok koyuyorlar ki patatesin tadını almakta zorlanıyorsun. Bir de Amsterdam’ın zincir bir kızartmacısı var FEBO. Birçok yerde karşına şubesi çıkabilir. Kroketini ve köri soslu patatesini tavsiye ederim. En büyük boy söylemeyi ihmal etme 🙂

HAVAALANINA GİDİŞ VE ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Öncelikle şehir içi ulaşım genelde bisikletle gerçekten. Amsterdam’da arabalara değil de bisikletlere dikkat etmek gerekiyor. Yanlışlıkla bisiklet yolundan yürümen kuvvetle muhtemel. Amsterdam özellikle zihinsel gelişimi ileride ve düz bir ülke olduğundan bisiklet kullanımına inanılmaz önem veriyor. Bu nedenle şehrin adını duyunca aklına ilk önce bisiklet geliyor. Hollandalıysan mutlaka bisikletin olacaktır ancak Hollanda’da bir turistsen de bisiklet kiralaman mümkün. Biz süremizin az oluşundan bisiklet kiralayamadık ancak yazın deneyimleyeceğiz.

İkinci temel ulaşım ise elbette yürüyerek sağlanıyor ancak vaktin kısıtlıysa tüm şehri gezen tramvay sistemi mevcut. Merkez gar gişesinden bilet alabilirsin; birçok makine göreceksin bilet almak için. Tramvay hatlarını da merkez istasyonun önündeki kalkış meydanında bulabilirsin. Bir saat içinde geçerli sınırsız bilet ücreti kişi başı 2,90 euro. Biz yalnızca bir kez bindik süreyi tasarruflu kullanmak adına. Gelince de öğrendik ki birçok turist veya yerli bilet almadan biniyormuş tramvaylara. Birçoğunda kontrol ve turnike sistemi olmadığı için biletini okutamayabiliyorsun.

Havaalanına gidiş yine Amsterdam-Centraal’dan. Yaklaşık on dakikada bir kalkan trenlerle kişi başı 5,20 euro karşılığında en fazla 15 dakikada Schipol Havaalanına varıyorsun. Havaalanında güvenlik ve arama uzun sürüyor ülkeden çıkarken; zamanını ona göre ayarlamakta yarar var. Her şey çıkartılıyor ve ayrıştırılıyor. Bu da normalden biraz fazla zaman alıyor.

IMG_20161224_161213.jpg
Amsterdam’da pencere önü

YAPAMADIKLARIM VE GİDEMEDİKLERİM

Rijskmuseum. Üç kez yanından geçip girip gezmeye vakit bulamadım. Sabah ışığında hang çalan genç, bahçendeki heykeller, dondurulmuş görkemli hayvanlar, kilise korosunun şarkısı ve altından geçen bisikletlerinle kalbimin köşelerinden birindesin. En kısa zamanda gelip ziyaret edeceğim seni.

Rijskmuseum kişi başı giriş ücreti : 17,5 euro.

Petit in de Pijp, orijinal hediyelik eşya dükkanıymış. Tanışamadık, bir dahaki sefere. Bulunduğu semti düşününce eminim özgün bir dükkandır.

Vondelpark, hava soğuktu malum; yeltenmedik bile. Nasılsa yazın bir daha geliriz diyerek avuttuk kendimizi. Girip de ağaç altında çimler üzerinde yayılmadan tadı çıkar mı?

Bisiklet kiralamaya vakit olmadı. Ulaşımda da yazdığım gibi Amsterdam’ın göz bebeği, bisikletleri. Her yerde güzelim bisikletler ve o güzelim bisikletlerin üzerinde daha da güzelim insanlar. Yazın gidince mutlaka!

IMG_20161224_153250_1.jpg
Amsterdam / Hollanda

Bloemenmarkt‘a yolumuzu da düşüremedik. Sonra çiçek sevdası olan çıkmayınca çok da önemsemedik. Ancak bir sonraki gidişte görülecekler arasında bu devasa çiçek pazarı.

Waterlooplein adlı bit pazarına gitmeyi gerçekten çok istedim ancak hem vakit darlığı hem de Noel tatili biraz olumsuz etkiledi alışveriş durumlarını. Elbette bir sonraki gidiş için listemde üst sıralarda. Sen denk gelirsen bana vintage bir dünya küresi getirir misin?

KOKO Coffee&Design adından da anlaşılabileceği gibi kahve ve tasarım dükkanı. Çekirdekleri güzelmiş, çantaya bir 250 gram da oradan yükleyecektim ama olmadı yine bir dahaki sefere.

Droog isimli tasarım mağazası. Kuzeyin her şeyinin güzel olduğu gibi tasarımları da ayrı bir anlatı konusu. Tavsiyeler kısmında defterime not almıştım ancak yetiştiremedim ne yazık ki. Detayları incelemek istersen isme tıkla.

Bake my day kruvasanlarının tadına bakamadık onun yerine sabahları brioche ve ballı ekmek yedik evimizde! Kahvemiz de çok güzeldi! Yazın Amsterdam’daki ilk kahvaltımız için randevu veriyorum; kruvasancılar siz de gelin!

Flying Tiger hayatımın en mühim mağazalarından biri. Hepsi gereksiz ama bir şekilde alınan ürünler. Ivır zıvır aslında! Bence hepsi harika ve çok mantıklı tasarımlar var. Ne de olsa menşei Danimarka. Nasılsa Kopenhag’a gideceğim diye Amsterdam’dakini es geçiyorum ama bence sen gitmişken bir uğra derim. Kahve kavanozlarıma yapıştırmak için kara tahta efektli etiketler aldım, ağaç kütüğü şeklinde kalem kutum oldu, keçeden el yapımı rengarenk bir nihalem ve boş puzzle’larım da var! Tiger! Gereksiz gerekli 🙂

Anne Frank Evi de yapılacaklar listemdeydi aslında. Vaktimize sığdıramadık. O da yeniden gitme sebeplerimizden.

Anne Frank Evi kişi başı giriş ücreti : 9 euro.

Kraliyet Sarayı‘nı da renkli Atlas heykelini görmek için ziyaret edeceğim sanırım.

Kişi başı giriş ücreti : 7,5 euro.

Foodhallen, bizim Madridli Mercado de San Miguel tarzı sokak yemekleri olan bir yer. Arkadaşım tavsiye etti, gidebilsem kesinlikle giderdim ve çok da beğenirdim ama olmadı bu kez. Tadı yazın çıkacak!

Açıkken yakalayamadığım A la carte, Dille&Kamille, Store without a home, konsept dükkan T.I.T.S. de mutlaka gidilecek yerlerden. Ayrıca gündüz gözüyle Haarlemerstraat bir daha görülmeyi hak ediyor. Bir türlü gezemediğim güzel Yahudi mahallesi Jordaan, Hoofddorpplein adlı mahalle, yine gündüz gözüyle Rembrandtsplein mutlaka beni beklesin bu yaz. Gidip göreceğim hepsini.

IMG_20161224_160145.jpg
Amsterdam / Hollanda

SONSÖZ

Ruhum Hollanda’da ve Amsterdam’da. Hayatımda ikinci kez bir şehre bu kadar aşık oldum. İlki Barcelona’ydı. Sanırım onun pabucunu dama attı! Her fırsatta Amsterdam yolu gözleyebilirim, sıkılmadan giderim. Hatta fırsatım olsa tereddütsüz yaşarım; seve seve. Herkes muhteşem İngilizce konuşuyor, çok zevkli giyiniyor, eğitim seviyesi gözle görülür derecede yüksek, bisiklet şehrin ana ulaşım aracı, mentalite bambaşka ve gerçek Avrupa sanırım burası. Gerçekten Amsterdam anlatılmaz, yaşanır. Uzun zamandır yaptığım en anlamlı ve dolu seyahat oldu; gerek anılarıyla gerek şehrin kendisiyle. Güzel deneyimlerle tamamlayıp seyahatimizi ruhen oralarda takılıp kaldık; dönemedik bir türlü. Şimdiden Amsterdam’a yaz dönemi için bilet bakıyorum. Büyük hayaller ve umutlarla gittiğim Kopenhag öncesi Amsterdam beni adeta büyüledi. Kopenhag, umduğumla karşılaştırmadı beni ama yine de güzeldi. Amsterdam ve dahası Hollanda, ülke olarak her şeyiyle hayranlık uyandırdı. Fırsatını bul ve git Hollanda’ya. İmkanın varsa uzun zaman kal ve sindirerek gez, dolaş… Köyleri ve civardaki kasabaları mutlaka gez. Müzelere vakit ayır bu şehirde. Yapabileceğin her şeyi dene ve güzel vakit geçir.

IMG_20161226_101645.jpg
Amsterdam / Hollanda

Her zaman Amsterdam’a gitmek için bahane yaratmaya hazırım artık; kuzeyin medeni ve özgür ülkesi sana sevgiler, selamlar olsun!

Not : Daha fazla Amsterdam fotoğrafı için Flickr hesabıma bakabilirsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s